Anasayfa / Genel Sağlık Bilgileri / Alerjik Kişiler Dikkat! Bahar Geldi

Alerjik Kişiler Dikkat! Bahar Geldi

Paylaş

Cengiz KırmazMevsim değişimlerinde özellikle ilkbahar ayları başlangıcında doğa yeniden hayata ‘merhaba’ derken, çiçekler açıp, ağaçlar tekrar yeşerirken bazı insanlar için bu dönem sıkıntılı günlerin başlangıcı olur.

Doç. Dr. Cengiz KIRMAZ
İmmünoloji ve Alerji Bilim Dalı

Çünkü bu dönemde yeniden canlanan bitkilerin polenleri havaya salınmaya başlar. Havada uçuşan ve aslında bitkinin üremesi için gerekli olan polenler maalesef alerjik kişilerde reaksiyonlara yol açabilir. 1950-60’ lı yıllardan itibaren Beta Glukan ile ilgili yapılan çalışmalar ve gözlemler bu molekülün alerjik reaksiyonların azaltılmasında da kullanılabilecek önemli bir seçenek olduğunu göstermektedir.

Mevsim geçişlerinde alerji vakalarında görülen artışın sebebi nedir?

Alerjik hastalarda reaksiyona neden olan en önemli alerjen grubundan biri polenlerdir. Alerjenler aslında yıl boyu karşılaşılan ya da mevsimsel karşılaşılanlar olarak gruplanabilir. Yıl boyu karşılaşılan alerjenler genellikle ev içi ortamda bulunan ve tüm yıl şikayet yaratan alerjenlerdir. Bunlar ev tozları içinde yaşayan “akar” olarak adlandırılan böcekçiklerin çıkartıları, ev içi ortamda bulunan küf mantarları ve evcil hayvanlardan kaynaklanan alerjenlerdir. Polenler ise özellikle ilkbahar ayları başlangıcında, yaz aylarında ve sonbaharda reaksiyonlara neden olabilir. Ağaçlardan kaynaklanan polenler  ilkbahar başı, çayır otları polenleri bahar ve yaz boyu, yabani ot polenleri ise sonbaharda şikayetlere sebep olurlar. Bu mevsimlerin bir birine geçişleri esnasında ise doğal olarak havada dolaşan polen sayısı oldukça fazladır. Bunlarda mevsim geçişlerinde alerjik vakaların artışına neden olur.

Alerji kalıtsal mıdır?

Alerji kalıtsaldır. Ancak; alerjinin kalıtımı tek bir gen sorumluluğunda değildir. Birçok gen ile hastalığın tek veya birden çok hali nesilden nesile taşınmaktadır. Genetik geçiş yanında kişilerin çevresel faktörleri de çok ama çok önemlidir. Bu da bu tür vakalar görüldüğünde çevresel uyaranlardan sakınmanın ne derece önemli olduğunu akla getirmektedir. Bu nedenle alerjik kişilerin bebeklerinde alerji gelişme riski olduğunun akıldan hiç çıkarılmaması ve yaşam alanlarını buna göre düzenlemeleri gereklidir. Alerjinin aileden kalıtım oranları gözden geçirildiğinde anneden geçiş riskinin babadan geçişe göre bir miktar daha fazla olduğu gözlenmektedir. Anneden geçişin yaklaşık %30-50; babadan geçişin ise % 30-40 gibi olduğu görülmektedir. Her iki ebeveyn de alerjik bir yapıya sahipse bu kişilerin bebeklerinde hayatlarının bir aşamasından % 60-70 oranlarında alerjik hastalık gelişme riski bulunmaktadır. Bu risk anne ve/veya babası alerjik olmayan kişilerden yaklaşık 3-4 kat daha fazladır.

Alerji ile bağışıklık sistemi arasında bir bağ var mıdır?

Alerji aslında bağışıklık sisteminin anormal cevabından kaynaklanan bir durumdur. Alerjenlerin tamamı gözden geçirildiğinde hepsinin zararsız çevresel proteinler olduğu görülmektedir. Alerjik olmayan kişilerde bu tür maddelere karşı hiçbir reaksiyon görülmez. Çünkü alerjik olmayan kişilerin bağışıklık sistemi bu tür maddelerle hiç mi hiç ilgilenmez; onları yok sayar ve görmezden gelir. Halbu ki; alerjik kişilerin bağışıklık sistemi bu tür maddeleri görür ve onlara cevap verir. Öyle bir cevap verir ki verdiği cevap esnasında ortaya çıkan bazı savunma enzimleri kendi hücrelerimize saldırır. Tabiri caiz ise tam anlamı ile “keskin sirke küpüne zarar” vermeye başlar. Bağışıklık sisteminin dışarıdan gelen yabancılara karşı ne şekilde cevap vereceğini düzenleyen, “orkestra şefi” gibi çalışan yardımcı T hücreleri tüm bu olaylarda belirleyicidirler. Kabaca bu hücreler 2 gruba ayrılabilir. Bunlardan bir grup yabancılara karşı bağışıklık sisteminin hücresel tipte cevabını bir diğer grup ise antikor tipinde cevabı düzenler. Hücresel cevabı düzenleyen “tip I yardımcı T hücreler” virüslerle, tüberküloza sebep olan, hücre içinde yaşayan bazı özel bakterilerle ve mantarlarla olan enfeksiyonlara karşı savunmamızı sağlar. Antikor cevabını düzenleyen “tip II yardımcı T hücreler” ise bakterilerin çoğuna karşı korunmayı sağlarken aynı zamanda alerjik antikorların da yapımından sorumludur ve alerjik hastalıkların oluşmasına neden olurlar. Her iki hücre birbirlerini baskılayan ve aslında bir denge halinde olan hücrelerdir. Hücre yoğunluğu genetik, çevresel vb. nedenlerle “tip II” hücreye doğru kayarsa alerjik hastalık gelişme riski de artar. Bu nedenle alerjik hastalıklar “tip II yardımcı T hücre” hastalığıdır.

Alerji sorunu yaşayan kişilerin bağışıklık sisteminin yetersiz kaldığı durumlarda yaşadıkları problemler nelerdir?

Alerji sorunu yaşayan kişilerde az önce de bahsettiğim üzere aslında bir bağışıklık sistemi yetersizliğinden ziyade “tip I T hücreler” ile “tip II T hücreler” arasında denge sorunu vardır. Ağırlıklı olarak tip II T hücrelerce yönlendirilen bağışıklık sistemi nedeni ile göreceli olarak tip I hücre aracılıklı bağışıklık sistemi cevabı zorlanmaktadır  azalma eğilimindedir. Bu nedenle bu hastalarda virüsle oluşan bazı enfeksiyonlara (uçuk, grip vb.) yatkınlık görülmesi anormal değildir. Alerjik hastalığı olan kişilerde, hepimiz gripal enfeksiyonlara yatkınlık olduğunu görmekteyiz. Yine bu hastalar sıklıkla dudaklarında uçuk çıkarmaktadır ve uçukları da büyükçe olup derin dokulara kadar ilerlemektedir. Bu anlamda, toplum içinde bu kişilerin “havadan nem kapan kişiler” olarak değerlendirilmeleri de çok normaldir. Alerjik olan vakalar bu nedenle enfeksiyonlara da yatkın insanlar olarak değerlendirilmelidirler.

Vücut bağışıklık sistemini güçlendirici takviyeler almak alerji semptomlarını azaltır mı?

Teorik olarak bakıldığında tip I T hücre cevabını ön plana çıkarak (ya da bu cevabı güçlendirecek) ürünlerin alınması sonucunda tip II T hücrelerin aktivitelerinin azalması ve bunun sonucunda alerjik hastaların rahatlaması akla yatkındır. Bizim kliniğimizde yalnızca bu konuyu değerlendiren bir çalışmayı birkaç yıl önce yapmıştık. Bu çalışma sonucunda bağışıklık sistemini takviye eden 1-3, 1-6 Beta Glukan molekülünün kullanılması sonucunda alerjik kişilerin burun sıvılarında tip II T hücre ürünlerinin azaldığı ve tersine tip I T hücrelerin ürünlerinin arttığını gösterdik. Bu nedenle bu kişilerde alerjik bulguların azalması beklenmelidir. Kliniğimizde bu sebeple kullandığımız 1-3, 1-6 Beta Glukan molekülünün bazı hastalarımızda iyi sonuçlar verdiğini; ancak dozun yüksekçe tutulması gerektiğini gözlemledik. Alerji hastaları bu sebeple şikâyetleri olduğu dönemde zararsız olduğunu bildiğimiz bu tür molekülleri kullanabilirler.

Bağışıklık sistemi nasıl aktive edilmelidir?

Her anlamda dengeli bir yaşam aslında bağışıklık sisteminin en iyi takviyesidir. İyi beslenmek, spor yapmak, uykumuza dikkat etmek en önemli bağışıklık sistemi koruyucularıdır. Bunun yanında alkol, sigara ve uyuşturucu kullanan kişilerin bağışıklık sisteminin değişik basamaklarda yetersizlik gösterdiği bilinmektedir. Bir takım kronik hastalığı (şeker, böbrek yetmezliği vb.) olan kişilerin de bağışıklık sistemlerinin yeterli çalışmadığı söylenebilir. Tarihsel olarak bakıldığında birçok kültürde hastalıklara karşı dirençli olmak için birçok madde kullanıldığını görmekteyiz. Özellikle doğu kültüründe bu duruma çok sıklıkla karşılaşmaktayız. Yeni tıbbi uygulamalarda da bu tür preparatlara rastlamaktayız. Ancak birçoğu ile ilgili yeterli ve güçlü bir kanıt bulunmamaktadır. 1950-60’ lı yıllardan itibaren Beta Glukan ile ilgili yapılan çalışmalar ve gözlemler de bu molekülün bu konuda önemli bir başarıya sahip olduğunu göstermektedir. O yıllardan itibaren bu molekül özellikle kanserli hastalarda bağışıklık sistemini toparlamak ve direnci arttırmak için kullanılmıştır. Birçok çalışmada da çok iyi sonuçlar alınmıştır. Burada hedeflenen yine tip I T hücreleri ile yönlendirilen bağışıklık cevabını güçlendirmektir.

Vücut bağışıklık sisteminde Beta Glukan 1-3 ve 1-6’nın rolü nedir?

Az önce de belirttiğim gibi bağışıklık cevabının tip I T hücrelerce düzenlenmesi iyi bir anti-viral yanıt ve teorik olarak iyi bir anti-kanser yanıtı beraberinde getirir. 1-3, 1-6 Beta Glukan’ ın da bu işlemi çok iyi yaptığına dair birçok çalışma mevcuttur. Bu nedenle bu molekül, bağışıklık sistemini bu tür hastalıklarla savaşırken destekleyebilir.

Alerjik vakalardan nasıl uzak kalabilir ?

Aslında alerjik vakalarda alerjenden uzak kalmak çok zordur. Ancak mevsimsel alerjilerde mevsim geçtikten sonra tehlike geçmiş demek mümkün olabilir. Fakat yine de şu unutulmamalıdır. Alerjik hastalıklarda “alerjik marş” denilen gidiş nedeniyle hastalık başladığı gibi kalmamakta giderek ilerlemektedir. Yani alerjik rinitli vakalarda bağışıklık sistemini değiştirecek köklü bir tedavi modeli uygulamazsanız bu kişilerin birçoğu alerjik astıma doğru ilerlemektedir. Bu hastalarda teorik olarak şu söylenebilir: Eğer, tip II T hücre şeklindeki yanıtı tip I T hücre tipindeki yanıta değiştirebilirseniz alerjik hastalık gidişatını da değiştirebilirsiniz. Bu nedenle alerjik hastalarda uzun dönemli bağışıklık destekleyici kullanmak uygun olabilir.

 

Paylaş

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*