Anasayfa / Genel Sağlık Bilgileri / “Bir Gün Gelecek, Bir Gün Kalacak” 

“Bir Gün Gelecek, Bir Gün Kalacak” 

Psikoterapist Çağatay Öztürk son kitabı ‘Önce Sen’ ile hayatın koşuşturmacası içinde unuttuğumuz çok önemli bir noktayı hatırlatıyor: “Bir gün gelecek, bir gün kalacak” … Hiç gelmeyeceğini sandığımız ölüm kapıyı çaldığında -sizin veya sevdiğiniz biri için- keşki demek istemiyorsak; hayatı doyasıya yaşamak gerektiğini hatırlayın! Pişman olmamak ve geç kalmamak için ertelemeleri bir kenara bırakın…

Haber-Röportaj: Nilay Akgün

Psikoterapist Çağatay Öztürk iki buçuk yılda tamamladığı ‘Önce Sen’ kitabını anlatırken; modern insanın hızlı yaşam sarmalında unuttuğu çok önemli detayları cümlelere döküp, okurlarına gerçekleri bir kez daha hatırlatıyor. Öztürk, “Karşınızdaki kişi ya da sizin kendinizi hatırlamak için bir gününüz kalmış olabilir. O kişi yarın ölebilir, siz de ölebilirsiniz. Sadece bir gününüz var ya da tersi hayatta her şey devam ederken ya da her şeye yeniden başlamak için de tek bir gününüz kalmış olabilir. Aslında her şey sizin elinizde. ‘Bir gün gelecek, bir gün kalacak’ iyi değerlendirmek gerekir. Kendini hatırlamak ya da karşındakine iyi hissettirmek için, hatırlatmak için de bir günün var çünkü biz erteliyoruz. ‘Çocuğum mezun olsun güneyde hayatıma devam edeceğim.’ Böyle bir anlaşma yok. Bir gün uzaklığında ya da yakınlığında aslında her şey…” dedi.

 “Mimari yapı aslında toplumsal yapının da göstergesidir!”

Kod Adı: İnsan, Kod Adı: Aşk ve Aldatmak, Kod Adı: Para ve dördüncü kitap ‘Önce Sen’ ile Psikoterapist Çağatay Öztürk okur severleri ile yine buluştu.

Öztürk kitap ile ilgili olarak şunları söyledi: “Bu kitap beni çok büyüttü, ben de bu kitabı yazarken çok büyüdüm. Herkesin bir birey olma bir de ait olma özelliği var. Birey olma özelliği kişinin kendisi ile egosuyla, yaptıkları, yapmak istedikleri, ilkel benliği ile ilgili. El alem ne der kaygısı bizimki gibi toplumların en büyük sorunlarından biri. Bir toplumun ruhsal ya da toplumsal yapısını anlamak için mimari yapısına da bakmak lazım. El alem ne der kaygısının yoğun yaşandığı toplumlarda balkon yaygındır. Akdeniz toplumu olan İtalya, İspanya balkonları büyüktür. Ama Fransız, İngiliz, Almanların balkonu küçüktür. Birey ve ait olma özelliğinde en ideal olanı dengelemekten geçiyor. Bireyin, aidiyet hissiyle toplumun ne dediğini dengelemesi gerekir. Kitapta da şunu anlatmaya çalıştım; ‘Önce Sen’ derken; önce karşımızdakine mi yoksa kendimize mi diyoruz? Karşı tarafı var ederken kendini yok sayarsan, sen kendini yok saydığın noktada karşındakinin de seni yok saymasından şikâyet etmeye hakkın yok. Biz bunu çok yapıyoruz. Ne çocuğunuz için saçınızı süpürge edin ne de çocuğunuzu yok sayın. İkisinin dengesi orta noktası var.”

 

“Agresyon ile cinsellik enerjisi aynı kanalda!”

Şiddettin dönemin ortak problemi olduğunu söyleyen Psikoterapist Çağatay Öztürk konuyu farklı bir bakış açısıyla değerlendirdi: “Şiddetin sadece bizim ülkemize has bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Mecliste insanlar birbirine şiddet uyguluyor. Çünkü vücuttaki agresyon ile cinsellik enerjisi aynı kanalda. Ya seksi ya da hareketi eksik yapıyorlar. Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman parlamentosunda kulak, burun ısıran milletvekili yok. Çünkü bisiklette meclise gidiyor, çoğu da spor yapıyor. İngiltere’de politika ya da kendi meslekleri uzmanlığı dışında spor ya da hobi anlamında ne yapıyorlar kısmına çok önem verilir. Adayları tercih etme sebepleridir. Çünkü hobisi olan, spor yapan, bir takım farklı yönlerde zengin olan kişiler agresyon anlamında çok düşüktür. Agresyonun altında yatan sebep aslında orantısız enerji aktarımı, orantısız harekettir. Enerji ve hareketimizi artırmamız gerekiyor ki agresyon olmasın.”

 

Egoya DİKKAT!

Psikoterapist Çağatay Öztürk egoya dikkat çekerek, düşüncelerini şöyle dile getirdi: “Einstein derki: ne kadar çok bilgi o kadar az ego, ne kadar az bilgi o kadar fazla ego. Bir konuda egonuz çok ön planda ise iki şeye dikkat etmek gerekir. Bilginiz ya da tecrübeniz eksik demektir. Kendimizi çok fazla önemsememeliyiz. Aslında çok şeyiz ama hiçbir şeyiz. Çok engin bir sahrada bir kum tanesiyiz. Kendinizi çok önemsediğiniz zaman yapacağınız ya da yaptığınız şeyler aslında yapma kapasitenizin çok altında kalır. Çünkü yaptığınızı bir şey zannediyorsunuz. Oysa ki değil. Duygu artı düşünce eşittir davranıştır. Ortaya koyduğunuz her eylemin sağlaması şu olmalı: duygusu ne düşüncesi ne…

Güven önemlidir. Ben herkese güvenirim. Kazık da yesek yiye yiye yememeği öğreniyorsun. Yine güvenirim daha çok güvenirim. O onun hakkıydı. O onun şansıydı, o ondan yediğim kazıktı. Ama yeni bir insan onu hak etmiyor. Dolayısıyla bu yeni bir başlangıç. Bu yaşamda her şeyin bir nedeni olduğunu düşünüyorum. Egoyu kontrol ederken;

*Öncelikle kendini çok önemsemeyeceksin

*Yaptığın eylemin içerisine mutlaka duygu ve davranışı dengesi kuracaksın

*Hiçbir şey ve hiç kimseyi küçümsemeyeceksin

Şunu unutmayalım ki; bugün en küçümsediğiniz varlık ya da kişi sizden çok daha üstün özelliklere sahip olabilir.

Örneğin insan köpek kadar iyi koku alamaz. Köpek bizden o konuda daha üstün. Kedi kadar karanlıkta iyi göremiyoruz. Tuvaleti temizleyen bir kişi çok önemlidir ben o tuvaleti temizlemiyorsam ve o tuvaleti benim yerime temizliyorsa en az bir cerrah kadar önemlidir. Cerrah da kalp ameliyatına giriyor ben kalp ameliyatını da yapamıyorum tuvaleti de temizleyemiyorum. İnsanları sevmek, hayatı sevmek ve her anın tadını çıkarmak. Bir dakika değil bir saniye sonra bizim garantimiz yok. Ne yapıyorsan en iyisini yapmalısın. Best teorisi. Pozitif pozitifi çeker.

 

‘Önce sen mi, önce sen mi?’

Öztürk önemli bir soruyu hatırlatıyor: önce sen mi? “Herkes kendini aslında çocuğu, kocasıyla, işiyle ‘önce’ diyerek tamamlıyor. Oysa öyle mi olması ya da hangi dozda yapılması gerekir? Biz kendimizi var ederken bir şeyler mi yok mu saymamalıyız? Başka şeyleri yok saydığımız noktada kendimizi var etmenin bir anlamı olmaz. Bunun için ortası var. Yin-Yang benim hayat felsefemdir. Hayat gerçekten bir dengedir. Onun için ben dengenin olduğu noktada hayatın her anlamda çok farklı bir yerden görüldüğünü düşünüyorum. Biliyorum ki evrenin- yaradanın çok özel bir dengesi var. Kitapta bir egoyu törpülemenin formülü:

  • Tedbir alacaksın
  • Teslimiyete geçeceksin
  • Tevekkül

Çıkan sonucu ne ise kabul edeceksin.”

 

KUTUUUUUUUUU

 

Beşinci kitaptan ilk notlar:

Siz hiç kendinizden özür dilediniz mi ya da bu söylediğimi hiç düşündünüz mü karşı tarafa söyleyemediğimiz hayırlar için ya da karşınızdakinin sizi hoyratça oradan oraya savurmasına izin verdiğiniz için. Karşınızdakini var ederken kendinizi yok saydığınız için kendinizden özür dilediniz mi? Özürler, hatalar tekrar etmediği sürece anlamlıdır. Aynı tutumu sergileyeceksen özür dilemenin bir anlamı yoktur. Kendinizden özür dilemek adına özür dilemek bir anlamda kendinize verdiğiniz değer adına da yepyeni bir başlangıç olabilir. İşte bu nedenle kendinizi ihmal ettiğiniz ya da önemsemediğiniz her an her durum için kendinizden mutlaka özür dilemelisiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Yaşam Haberleri