Anasayfa / Erkek Sağlığı / Erkekte 40 Yaş Sendromu…

Erkekte 40 Yaş Sendromu…

İkinci bir gençlik ateşi…“Henüz çok geç değil, hâlâ zamanım var…” Yaşlanmaya direnme, gençleşme arzusu, dünyayı görme isteği, saç boyatma, spor ve diyet yaparak fit bir bedene kavuşma çabası, eskimiş kıyafetlere veda, eşten uzaklaşma… “Hayır henüz çok geç değil, hâlâ zamanım var, pek çok şeyi değiştirebilirim” duygusuna kapılan erkekteki 40 yaş sendromunun kaynağı biyolojik değil psikolojik…

Yrd. Doç. Dr. Alper Evrensel

Psikiyatri Uzmanı

40 yaş olgunluk yaşı olarak bilinir. Erkeğin hayat telaşı içinde koştururken ne yaptığını, nereye gittiğini sorguladığı bir yaştır. Antibiyotiğin keşfinden önce ortalama insan ömrü 45-50 yıl idi. İnsanlar 20 yaş civarında evleniyor, çocuk sahibi oluyor, 40 civarında da torunlarını sevmeye başlıyordu. Dede-nine olmanın toplum gözündeki anlamı çok büyüktür. Toplumun bir dede veya nineye duyduğu saygı, gösterdiği hürmet o kişinin çok daha dikkatli davranmasını, dürtülerini-arzularını denetlemesini sağlardı. “Taç giyen baş akıllanır” atasözünde özetlenmiş olan durum yaşanır. Yani dede olan bir erkek artık eskisi gibi uçarı ve fevri olamaz. Günümüzde ortalama yaşam süresinin 80’i aştığı bir dünyada 40’lı yaşlar ömrün ortasına hatta gençlik yıllarına denk geliyor. Bu yaşlara gelen pek çok erkek bırakın dede olmayı henüz baba bile değil. 40 yaşın taşıdığı olgunluğun artık günümüzde anlamını kaybettiği ve sanki ikinci bahar tarzında ikinci bir gençlik ateşinin yandığı söylenebilir.

Niye böyle bir sendrom ortaya çıkar?

Temel sebebi farkındalık. 40’lı yaşlarda erkek bedeninde meydana gelen önemli bir değişiklik yok. Sadece saçların ağarmaya başlaması ya da dökülmesi, cildin kırışması gibi hafif yaşlılık belirtileri ortaya çıkıyor. Yani sorunun temelinde kadınlardaki menopoza benzer bir hormonal değişim yok. Değişimin kaynağı biyolojik değil psikolojik. Görmüş geçirmişlik, hayat tecrübeleri, meslekte belli bir kariyer düzeyine ulaşma, ortalama bir mal varlığını edinme gibi gelişmeler neticesinde artık varoluşsal sorgulamalar yapılmaya başlanıyor. “Ben kimim”, “Hayattaki amacım ne”, “Geçmişte ne yaptım ve gelecekte ne yapacağım” gibi sorular kafada dönmeye başlıyor. Geçmişin muhasebesi, geleceğin planı yapılıyor. Genelde de geçmişle ilgili pişmanlıklar göze çarpıyor. Evliliğinden, ailesinden, mesleğinden, inançlarından, değerlerinden, ilişkilerinden memnuniyetsizlik oluyor. Bunun sonucunda bir yeniden yapılanma arzusu beliriyor erkeğin zihninde. “Hayır henüz çok geç değil, hâlâ zamanım var, pek çok şeyi değiştirebilirim!” diyor. Ardından da 40 yaş sendromunun belirtileri ortaya çıkıyor.

Nasıl belirtilerle kendini gösterir?

Yaşlanmaya direnme, gençleşme arzusu, beden sağlığına dikkat etme, zihinsel ve felsefi gelişmeye yönelik okumalar yapma, seyahat etme ve dünyayı görme isteği olur. Saç boyatma, eğer saçlarda seyrekleşme varsa saç ektirme, spor ve diyet yaparak fit bir bedene kavuşma çabası olur. Eskimiş, yıllardır giyilen kıyafetlere veda edilir ve gardırop yeniden moda kıyafetlerle doldurulur. Evliliğinden ve eşinden uzaklaşılabilir, başka kadınlara gönül kayması olabilir. Boşanıp aşık olduğu genç bir kadınla hayatına devam etmek isteyebilir.

40 yaş civarındaki her erkekte görülür mü?

Hayır görülmez. Zira aslında beynin biyolojik gelişimi açısından “mezokortikal yolak” dediğimiz bağlantı 40’lı yaşlarda tam olarak olgunlaşıp güçleniyor. Bu bağlantı duygu ve haz merkezleri ile beynin karar ve muhakeme merkezlerini birbirine bağlıyor. Eğer bu bağlantı güçlü olursa duygu ve dürtüler üzerindeki bilinçli denetim en üst düzeye çıkar. Ancak 40 yaş sendromuna giren kişiler bu denetimi yitirdiklerinden dolayı değil, bilinçli şekilde bu dürtülerini yaşamak istediklerinden dolayı onlara izin verir. Yani olan biten bir hastalık değil bir tercih meselesidir. Bu belirtilerin görülmediği erkekler ise duygu denetimindeki becerileri ile bu durumların oluşmasına izin vermezler ve eski yaşamlarını daha da güçlenerek sürdürürler.

Bu dönemle nasıl başa çıkılır?

Bu dönemde verilecek kararların sonuçlarının ileriki yıllarda pek çok üzücü sonucu olabilir. O nedenle bu dönemin çok kontrollü şekilde aşılmasında fayda vardır. Hayatı yaşayış tarzında değişiklikler fark eden ve dürtülerinin ön plana çıktığını gören erkeklerin bir psikiyatristten görüş almasında fayda vardır. Zira işler raydan çıkıp depresyona girilmiş bir şekilde yine psikiyatriste gidildiğinde yaşanan kayıpların pek çoğu telafi edilemeyecektir. Dışarıdan bakan bir rehber olarak psikiyatri uzmanı, verilen kararların sağlıklılığını sorgulamakta yardımcı olacaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*