Anasayfa / Genel Sağlık Bilgileri / Erken Yaşta Yabancı Dil Öğrenimi ve Önemi

Erken Yaşta Yabancı Dil Öğrenimi ve Önemi

Paylaş

Hızla gelişen bilim ve teknoloji, uluslararası iletişim aracı olan yabancı dillerin öğretimine son derece önem kazandırmıştır. Birleşip bütünleşmeye yönelen dünyada, oluşturulan uluslararası kuruluşlar da yabancı dil öğrenmenin gerekliliğini göstermektedir. Yabancı dil öğrenmeye ne kadar erken yaşta başlanırsa, o dilin öğrenilmesinden çok ana dildeki gibi edinilmesi olasılığı artar.

Çiğdem KAYA

Kültür2000 Koleji İlkokul-Ortaokul Müdürü

Yabancı dil öğrenimi ve öğretimi; hızla küreselleşen dünyamızda, çok uzun yıllardan beri üzerinde durulan önemli konulardan biri olmuştur. Dünya çok kültürlü bireylerin ortak bir paydada yaşamak durumunda kaldığı bir ortamdır. Dil öğrenimi artık keyfi bir mesele değil; bir zorunluluk halini almıştır. Yabancı dil öğrenimi ve öğretimi; farklı kültürlerden gelen insanları birbirine yaklaştırıp anlaştırırken, aynı zamanda farklı kültürlere hoşgörülü olmayı da öğretmektedir.

Erken yaşlarda yabancı dil öğretiminin önemi uzun yıllardır ülkemiz eğitim sisteminde de anlaşılmaya ve önem verilmeye başlamıştır.

Bireylerin erken yaşta yabancı dil öğrenimine biyolojik olarak yatkın olup olmadığı sorusu burada cevap bekleyen bir konuyu dile getirmektedir.

Dil edinme ve öğrenmede en merkezî ve önemli rol beyne verilmiştir. Beynin sol yarımküresinde dil edinmeyle ilgili bir bölge vardır, bu bölge doğuştan itibaren çok aktiftir. Bu aktiflik, derecesi giderek azalarak ergenliğin başlangıcı olan 10–14 yaşlarına kadar devam eder. Sağ ve sol beyin yarımkürelerinin gelişmesinin ergenlik döneminde sona ermesiyle, dil edinme artık zorlaşır. Yani dil edinme ergenlik dönemine kadar olur.

Son yıllarda nöroloji alanında yapılan çalışmalar, her bireyin yüz milyarlarca sayıda beyin hücresi (nöron) ile doğduğunu ve nöronların aralarında kurdukları bağlantılar sayesinde algılama, düşünme, anımsama ve dil edinimi gibi pek çok bilişsel yetiyi geliştirdiğini göstermiştir. Doğumda henüz gelişmemiş olan bu sistemler, dışardan alınan uyarıcılar sonucu harekete geçmektedir. Beyin hücrelerinin herhangi bir uyarıma maruz kalmadıkları durumda yok olduğunu hesaba katarsak, ne kadar çok uyarım alınırsa, nöronlar arası bağlantıların o kadar çok ve etkin kurulduğu sonucuna varılır. Dil öğrenimi açısından bakıldığında, erken yaşta nöronlar arası bağlantıların kurulmaması, sonraki yaşlarda dil öğrenimini zorlaştırmaktadır. Bu durumda erken yaşta yabancı dil öğretimi insan vücudunun biyolojik olarak da elverişli olmasından dolayı çok önem taşımaktadır.

Bu olgunun dil öğrenimi açısından önemi şudur; beyin belli bir evreden sonra bir takım dilsel girdilere karşı işlevsel bir duyarsızlığa girer. Belli bir zamandan sonra anadilin beyindeki algılama haritası bir tür olgunluğa geçer ve yabancı dillerin öğrenimini engellemese bile kısıtlamaya başlar. Beyin anadilin içerdiği seslerin dışındaki sesleri duymamaya başlar. Bu durum erken yaşta yabancı dil öğretiminin oldukça önemli olduğunu kanıtlar niteliktedir. Çünkü biyolojik olarak yetişkin beyni yabancı dil öğrenimine ileriki yaşlarda daha fazla bilinçsiz tepki göstermektedir. Yetişkinlerin ya da ileri yaşlarda yabancı dil öğrenenlerin, çocuklara oranla daha fazla güçlüklerle karşılaşması bu kişilerde ana dillerine özgü dilsel alışkanlıklarının engelleyici değişkenler olarak araya girmesinden kaynaklanmaktadır.

 Sonuç olarak ikinci bir dili öğrenme yetisi yaşın artmasıyla birlikte azalır.

  • Erken yaşlarda ikinci bir dil öğrenimi, bilişsel olarak birinci dil öğrenimi kadar kolaydır.
  • Bir çocuğun beyni, birinci dil öğrenme sisteminin yanına ikincisini oluşturarak, birden çok dil öğrenmeye olanak sağlar.
  • Çocuk, ana dili ile etkileşime girmek veya anadiline çevirmek zorunda kalmadan bir yabancı dili öğrenebilir.
  • Ergenlik dönemini geçmiş bir yetişkin, öğrendiği yabancı dili beynin ayrı bir bölgesinde saklar ve dili öğrenmek için çeviri ve açık dilbilgisi kurallarına ihtiyaç duyar.
  • Beynin esnekliğini kaybettiği dönemden önce yabancı dil öğretimi,ileriki yaşlarda yabancı dil öğrenmeye göre daha uygun görünmektedir.

İki dillilik durumları dışında yabancı dillerin öğrenilmesinde başarıya ulaşılması, öğretimin olabildiğince erken başlatılmasına bağlıdır.

2-6 yaş arası öğrenmenin en hızlı gerçekleştiği dönemlerdir. 6 yaşından sonra ikinci bir dil öğrenme yetkinliği hızla azalmaktadır. Bu dönemde yabancı dil öğretimine başlamak, ileriki yaşlara göre daha yararlı olacaktır.

Dil öğrenimi ancak bir gereksinim haline getirebilirse etkili ve anlamlı olur.

Erken yaşta yabancı dil eğitimi çocukta üç temel gereksinime yöneliktir:

  • Oyun gereksinimi,
  • İfade gereksinimi (bedensel, dilsel, sezgisel, yazıya ilişkin vb.),
  • Kendinin ve dünyanın keşfi, bilginin oluşturulması gereksinimi

Bu gereksinimler doğrultusunda erken yaşta yabancı dil öğretim programları düzenlenmelidir. Çocuklar, ihtiyaç duymadıkları bir şeyi öğrenmekte istekli olmayacaktır. Ayrıca onları güdüleyecek en önemli şeyin, iletişim kurmaya ihtiyaç duyacakları bir ortamın yaratılması olduğu unutulmamalıdır.

Dil öğrenimine mümkün olduğuna erken başlanmalı, ancak her yaşa en uygun yöntemlerden faydalanılmalıdır.

Erken yaşta yabancı dil öğrenen çocuk, psikolojik açıdan yaşıtlarına göre daha olgun, ilerdeki eğitim hayatında da akranlarına göre daha başarılı olmaktadır. Ayrıca yabancı dil öğrenme, çocukların zihnî gelişmesine ve toplum içinde daha sosyal olmasına büyük katkı sağlamaktadır. Çocuklar günlük hayatta ikinci dili aktif olarak kullanmadıkları için öğrendiklerini unutsalar bile, yabancı dile karşı merakı uyanmakta, farklı bir dil ve kültür olduğunun farkına varmaktadırlar. İki dillilikte olduğu gibi, erken yaşta ikinci dil öğretirken, anadilin de mutlaka çok iyi öğretilmesi gerektiği asla unutulmamalıdır.

Paylaş

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*