Anasayfa / Genel Sağlık Bilgileri / Evlilik Aşkı Öldürmez, Güçlendirir…

Evlilik Aşkı Öldürmez, Güçlendirir…

Yıllardır evliliğin aşkı öldürdüğü söylenip durur.  Oysa bu bir yanılgıdır. Kişiler ilişkilerinde doğru bağı kurduklarında, alma verme dengesi ve düzenini oluşturduklarında, evlilik ilişkilerini besleyecektir. İlişkinin bu üç dinamiği bir evlilikte doğru şekilde işliyorsa evlilik aşkı öldürmez aksine güçlendirir…

Gülden Üner

Spiritüel Yaşam Uzmanı

Aşk ve evlilik sanki bir arada olamazlarmış gibi, evliliğin aşkı öldürdüğü söylenip durur. Bir ilişkinin üç ayrı dinamiği var. Bunlardan ilki bağ kurmak, ikincisi alma vermede dengede olmak, üçüncüsü de birlikte düzen kurmaktır. Bu dinamikler varsa bir ilişkide evlilik aşkı öldürmez tam tersi aşkı güçlendirir.

Sistem var olabilmek için birtakım şeylere özellikle de maddi şeylere sahip olmak gerektiğini dayattığı için, ilişkilerde de bu dayatmanın etkisini yaşanır. Bir de bunlara, özel hayatlarda yaşanan deneyimler eklenince bilinçaltı toplumsal ve özel deneyimlerin yarattığı kodlarla seçimler belirlenir. Karşıdaki kişi kadın ya da erkek olarak algılanmaz. Eğitimi ne iş yaptığı ne kadar maaş aldığı hatta ve hatta aile bağının ne kadar güçlü ya da zayıf olduğuyla ilgilenilir.

Peki gerçekten sevgi dolu bir ilişkiyi nasıl yaratılır?

Kurulan bağ, ilişkinin kaderini belirler

Bağ kurmak, alma-verme dengesi ve düzen ilişkinin kaderini belirler. Biriyle tanıştığımız anda onunla bir bağ kurulur. Ancak kurulan bağın ne olduğu, ilişkinin kaderini belirler. İnsanların birçoğu kişinin kendisine değil, etiketlerine bakıp bağı bu şekilde kurar. Biriyle onun etiketleri yüzünden bağ kurulursa bu ilişki bitmeye mahkumdur. Bir kadın ve bir erkek arasında bağ; kadının erkeği erkek olduğu için istemesi, erkeğin de kadını kadın olduğundan dolayı istemesinden geçer. Kişiyi tüm özelliklerinden önce salt bir kadın veya erkek olduğundan dolayı kabul etmek, bağı da bu şekilde kurmak gerekir. Bu yapıldığında kadınlığına ve erkekliğine her zaman saygı duyulur. Bu şekilde ’varlığında da yokluğunda da seninle olurum’ mesajı verilir ve sevgi kazanılır. İlişki huzurlu ve dengeli olur. Ancak bu yapılmadığında verilen mesaj; ‘Senin kadınlığına veya erkekliğine değer vermiyorum, benim için senin özelliklerin önemlidir’ şeklinde olur.

Denge nasıl kurulur?

İlişkide alma –verme dengesi o kadar önemli ki. Bir taraf alan diğer taraf hep veren ise, o ilişki de bitmeye mahkumdur. İlişkide alma ve verme dengesi iyi kurulmalıdır. Her şey uyum içinde ve eşit olmalıdır. Aksi halde taraflardan biri kendini kullanılmış diğeri ise bıktırılmış hissedecektir. Örneğin taraflardan biri diğer taraf aynı yoğunlukta karşılık vermediği halde; sürekli mesajlar atarsa veya hediyeler alırsa ilişkideki alma verme dengesi sekteye uğrayacak ve ilişki sağlığını kaybedecektir. Karşıdaki kişiyle mecazen dans etmeyi bilmeli ve onunla uyumlu olunmalıdır. Bir ilişki yeni başlıyorsa ruh, beden, her şeyle onunla o anın içinde olabilmek gerekir. Doğru alma-verme dengesi kurulmuşsa, taraflar ilişkiyi belli bir düzene oturtabilmiş demektir. Düzene oturtmak “biz olmayı” başarmaktır. Taraflar birbirlerinin sahibi değil, yol arkadaşları olmalıdır. İki tarafın da kendine ait ayrı iki hayat alanları ve ikisinin de dahil olduğu bir “biz” alanları olmalıdır. Bu üçünün varlığı insanı özgür kılar. Hayatımıza biri girmeden önce özgürüzdür. İlişki, bu özgürlüğü kısıtlamıyorsa, o ilişki içinde kendimiz olarak var olunduğunda mutlu olunur ve mutluluk bulaşıcıdır. Yaratılan düzenin içinde ilişki bu düzeni koruyacak şekilde devam ettirilmelidir. Bir ilişkide bu üç dinamik sağlam temellerle başlatılır ve korunursa, ilişki sevgi dolu ve huzurlu hal alacaktır. İlişkinin tarafları birbirlerini birer rakip gibi değil, bu hayatı birlikte deneyimlediği ve deneyimlerken mutlu olduğu bir yoldaş olarak göreceklerdir. Evlilik, bu dinamiklerin ortasında yer almalıdır. Bu şekilde günden güne bağlar daha da derinleşecek aşk beslenecektir. Aksi halde ilişkide çatlaklar oluşmaya başlayacaktır.

Yaşamın dengesi kaostan geçer …

Evlilikteki çatlak seslerini duyulmaya başlandığında bunu yok saymak yerine kabul edip ardından da “neden bunları yaşıyorum” sorusunun cevabını aramak gerekir. Doğru sorular sorulup samimiyetle cevaplandığında, çatlak büyümeden aşka kaldığı yerden devam edilebilir. Ancak bunu tek başına yapılmaz.

Mutlaka profesyonel bir destek alınmalıdır. Arkadaş veya aile ile kesinlikle konuşulmamalıdır. Çünkü herkes kendi deneyimine göre yönlendirecektir. Oysa ilişki kişilere özgüdür. Yaşamın dengesi kaostan geçer. Yani her şeyi düzenli göstermeye çalışmayı bırakıp önce içerdeki kaosu ve düzensizliği iç görü ile algılamak önemlidir. Bunu yapabilmek için zihinsel düşünce süreçlerinden uzaklaşmak gerekir. Bu aşamada zihni askıya alan bir ruhsal çalışma yapılır. Çünkü; zihinsel yapılan aktiviteler hiçbir işe yaramaz. Zihni askıya alarak gerçekle karşılaştırılır. Bunun için de kişinin niyet etmesi gerekir. Sonrasında kişilik testi yapılır. Bu test sıradan bir kişilik testi değildir. Kişinin psikolojik dünyasını ortaya koyarken aynı zamanda nefs yapısını da algılatan bir testtir. Nefs aslında bizim gerçeğimizdir. Nefsi bildiğimiz oranda kendimizi biliriz. Kişinin nefs yapılanmasını fark etmesini sağlayarak kendini gerçekleştirirken nerelerde tıkanabileceğini ortaya çıkarılır. Bilinçaltındaki kodlarına bakılır.  Ondan sonra negatif inançlarla barışma, iç aile ile barışma, özgürleşme, içerdeki çocuğu büyütme süreçlerine geçilir. Ve kişi kendi yaşam dengesini yaratır. Düzenli olarak üç ay bu konu üzerine çalışan kişi, kendi yaşamının dengesini kurmaya başlar.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*