Anasayfa / Genel Sağlık Bilgileri / İçimizdeki Hekimi Unuttuk!

İçimizdeki Hekimi Unuttuk!

Paylaş

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre her gün bir buçuk milyonun üzerinde kişi doktora gidiyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ise, kişi başı ilaç kullanımı yaklaşık 30 kutuya çıkmış durumda. Ruhsal gelişimimiz için gerekli ruh, zihin, beden bütünlüğünden tamamen koptuk. Bütün doktorlar ve ilaçlar bir araya gelse bile içimizdeki hekim kadar güçlü olamaz. Çünkü içimizdeki hekim yedek parçayı orijinal kaynağından alır, dış hekim yan sanayi çalışır.

Dr. Erhan Özer

Anesteziyoloji-Algoloji Uzmanı

İçimizdeki hekimin iyileştirme gücü bağışıklık sistemine ve apoptozis’e (zamanlı ölüm) dayanır. Biyolojik sistem saniyede 50 bin hücrenin yenilenmesine göre programlıdır. Bu sayede organlar sürekli bir yenilenme ve iyileştirme hareketi içinde. Diğer yenilenme ve arınma sürecini de bağışıklık sistemi yürütür. Tam kapasite çalışan bir bağışıklık sistemi sayesinde bütün hastalıklardan korunmak mümkün. Ancak modern tıbbın tamamlayıcı ve semptomatik girişimleri nedeniyle içimizdeki hekimi unuttuk. Onu yavaşlattık, zayıflattık ve iş görmez hale getirdik. Bunun sonucu olarak oluşan stres reaksiyonları nedeniyle bağışıklık sistemi çöktü. Kendi içimizdeki iyileşme yeteneğini bize unutturan blokajların nedeni ise stres ve korkularımız. Hayatta kalabilmek için savaş veya kaç modunu aktifleştiren korku, tehlikeden kurtulabilmek için tüm enerjiyi kullanır. Bu nedenle bağışıklık sistemi için gereken enerji kapasitesi zayıflar. Korkudan kurtulup sükûnet haline dönüldüğünde enerji yeniden bağışıklık sistemi kullanım alanına geçer. Hasar tespiti sonrası onarım dönemi yani kendi kendini iyileştirme süreci böylece başlamış olur.

Enerji olmazsa iyileşme de olmaz

Hastalıkların iyileşmesi, dezenformasyonlar (olumsuz duygu ve düşünceler) nedeniyle sağlıklı çalışamayan hücrelerin yeniden orijinal kodlarına dönüşmesiyle sağlanır. İyileşmeyecek hasta, duygusal çatışmalar nedeniyle sürekli korku fazında kalan veya yeniden korku fazına giren hastalardır. Branşlara ayrılıp bütünden koptukça, dezenformasyonların yarattığı korkulardan kurtulmak ne yazık ki zorlaşır. Madalyonun diğer yüzüne bakıldığında ruhsal gelişim için karşımıza çıkan en büyük engel yine korkularımız. Hastaları korkutucu bir hekimlik anlayışı hüküm sürdüğü sürece insanların kendilerini iyileştirebilmeleri elbette iddialı bir söylem oluyor.

Korku böbrekleri, öfke karaciğeri, takıntı pankreası, üzüntü akciğerleri, huzursuzluk ve ruhsal tatminsizlik kalbi yorar…

Sağlıklı olma ve hastalıkların iyileşmesi tamamıyla enerjiye bağlıdır. Enerjimizi düşüren ana neden ise bedensel, zihinsel ve ruhsal dezenformasyonlar (ters frekans). Hastalık dönemi aslında iyileşme dönemidir. Zihinle oluşan duygusal çatışmalar organları sürekli yorar, enerji kaybına yol açar. Korku böbrekleri, utanma mesaneyi, öfke karaciğeri, erteleme safra kesesini, takıntı pankreası, bir şeyleri istemeden yapmak mideyi, üzüntü akciğerleri, dogmalar kalın bağırsakları, yalnızlık ince bağırsakları, huzursuzluk ve ruhsal tatminsizlik kalbi yorar. Ani şok edici dramatik olayların duygusal çatışma şiddeti daha ağır olup, rezonansa girdiği organda aşırı hücre artışına veya hücre yıkımına neden olur. Tekrar sükûnete geçip ekonomik vitese dönüldüğünde organlar orijinal hücre kapasitesine geri dönecek fırsatı yakalamış olur. Duygusal çatışmada kalış süreci, iyileşme süreci ile aynıdır. Yapılması gereken tek şey sükûnet yani istirahat fazında kalarak ruh, zihin, beden bütünlüğünü tekrar oluşturmak (blokajları kaldırmak), bağışıklık sistemini tam kapasite aktif halde tutmaktır. Korku ve negatif düşüncelerin oluşturduğu duygusal çatışmalar enerjiyi hızla tüketir. Pozitif enerji yaratan moral, umut ve sevgi ise enerjiyi hızla arttırır.

Enerji olmazsa iyileşme de olmaz.

Paylaş

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Araç çubuğuna atla