Anasayfa / Genel Sağlık Bilgileri / Obezitede Tedavisinde Doğru Bilinen Yanlışlar

Obezitede Tedavisinde Doğru Bilinen Yanlışlar

Paylaş

obezite1Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması-2010” ön çalışma raporuna göre ülkemizde obezite sıklığı erkeklerde %20,5 kadınlarda ise yüzde 41,0 toplamda ise yüzde 30,3 olduğu görülmüştür. Bu nedenle obeziteyi öğrenmek ve önlemler almak gerekmektedir.

Dyt. Elif Bilgin

Beslenme ve Diyet Uzmanı

Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaya devam ediyor.

Obezite Nedir ?

Obezite “sağlığı bozabilecek derecede anormal ya da fazla yağ birikimi” olarak tanımlanmaktadır. Vücut  yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının olması gereken düzeyin üstüne çıkmasıdır. Kişinin boy ve ağırlığı arasındaki ilişki bu nedenle çok önemlidir. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO)  göre beden kitle indeksi (BKI : Ağırlık / (boy*boy) ) 30 un üzerinde olan bireyler obez kabul edilmektedir.

Obezite önlenebilir hem de tedavi edilebilir bir hastalıktır. Obeziteye sebep olan en önemli şey günlük alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, harcanamayan enerji vücutta yağ olarak depolanmasıdır. Bu nedenle temel ilkemizin alınan enerjinin tüketilen enerjiden az olması ve bu şekilde negatif enerji dengesi oluşturmak olmalıdır. Obezitenin beslenme tedavisinde amaç ise enerji açığı oluşturarak, kas ve vital organlarda hücre, kütle kaybı olmadan vücut yağ depolarında azalma sağlamak, vitamin, mineral ve elektrolit kaybını önlemektir.

Obezite tedavisinde tıbbi beslenme tedavisi (diyet), egzersiz tedavisi, davranış değişikliği tedavisi, farmokolojik tedavi ve son olarak cerrahi tedavi uygulanmaktadır.

Beslenme Tedavisi?

Besin alımının azaltılması veya enerji harcamasının artırılması ile enerji açığı oluşturulduğunda ağırlık kaybı sağlandığı kesindir. Besin alımının azaltılması veya enerji harcamasının artırılması ile enerji açığı oluşturulduğunda ağırlık kaybı sağlandığı kesindir. Ancak uygulaması zor, gerçekçi olmayan ağırlık kaybı yöntemlerini önermek yerine;

  • sağlıklı ağırlığa ulaşmaya,
  • hastalık risklerini azaltmaya ,
  • sağlıklı yaşam biçimi oluşturmaya yönelik diyet önerileri getirilmelidir.

Ağırlık kaybı sırasında hedef  yüzde 85 yağ dokusu, yüzde 15 yağsız doku şeklindedir ancak egzersizle desteklenmiş bir zayıflama diyetinde yağsız doku kaybı azaltılabilir ve dinlenme metabolizma hızı (DMH) korunabilir.  Obez bireyler çok çabuk ağırlık kaybı isteseler de sağlıklı ağırlık kaybı için yeterli ve dengeli beslenme ile sağlıklı bir kilo kaybı olmalıdır. İlk altı aylık dönemde hedef fazla ağırlığın yüzde 5-10’unun kaybedilmesi; haftada ise 0.5-1 kg ağırlık kaybı sağlayacak şekilde enerji kısıtlaması (kişinin günlük enerji alımından 500-1000 kalori azaltılması) olmalıdır.

Obezitede Beslenme Tedavi Seçenekleri

1.Beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi

Düzenli beslenme alışkanlığı olmayan bireyler için beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi ağırlık kaybının sağlanmasında ilk adımdır. Düzensiz beslenme; öğün atlama şeklinde veya uzun aralıklarla beslenme şeklinde olabilir. Açlık süresi uzadıkça atıştırma ve abur cubur besinlerin tüketimi artar.

 2.Diyet kalitesinin düzenlenmesi

Ağırlık kaybı ile birlikte, hastanın  total kolesterolünün düzenlenmesi, diyetin CHO, yağ, protein, vitamin ve mineral içeriklerinin de düzenlenmesi gerekir.

3.Günlük alınan enerjiden 600 kalori azaltılması

Diyete uyumu kolaylaştırmak için orta derece kısıtlı diyetler önerilmektedir. Yapılan araştırmalara göre günlük enerji alımının 1200 kkal/gün’den daha az olmaması gerekir.

4.Öğün yerine geçenler

Porsiyon kontrolü sağlamak için; bir veya iki öğün tüketime hazır, düşük kalorili, vitamin ve mineral bakımından zenginleştirilmiş öğünlerdir. Ancak fazla tüketiminde yine ağırlık kontrolünde problemlere neden olabilir.

5.Çok düşük kalorili diyetler

Toplam enerjisi  450- 800 kalorili düşük karbonhidrat, düşük glisemik indeksi ve düşük yağlı diyetlerdir. Vitamin ve mineral içeriği yoksun diyetledir. BKİ  >30 olan hızlı ağırlık kaybı istenen ve yandaş hastalıkları bulunan hastalarda çok dikkatli uygulanmalıdır. Yapılan araştırmalarda tekrar ağırlık kazanmış hastalarda ve ağırlık koruma programında çok uzun süreli olmamak şartıyla (3 ayı geçmemeli) ağırlığın devam ettirilmesi amacıyla kullanılabilir.

6.Düşük Yağlı diyetler

Genellikle hem enerji hem de yağ tüketimi azaltılarak, sebze-meyve ve tam tahıllı besinlerin tüketiminin artırıldığı diyetlerdir. Genellikle hem enerji hem de yağ tüketimi azaltılarak, sebze-meyve ve tam tahıllı besinlerin tüketiminin artırıldığı diyetlerdir. Ancak bu diyetlerde karbonhidrat tüketiminin artması ve hayvansal kaynaklı protein alımının azalması ile trigliseritlerde artış, çinko, kalsiyum ve demir kaybı olmaktadır.

  1. Düşük karbonhidratlı diyetler

Günlük enerjinin yüzde 10 karbonhidrat , yüzde 35 protein, yüzde 50 yağ oluşturan diyetlerdir. Diyetteki posa miktarı oldukça azdır. Düşük karbonhidratlı diyetlerde enerji proteinlerden sağlanır ve bu durumda idrar atılımı artar. Dolaşımda ise keton cisimcikler oluşur. Bu olayların sonucunda da kan yağlarında artış, osteoporoz, bilişsel fonksiyonlarda  azalma, optik noropati  gelişir. Günümüzde de çok popüler olan bu diyetin uzun dönemli uygulamalarda potansiyel yan etkileri (kardiyovasküler sistem, böbrek, kemik sorunları ve kanser gibi) olabileceği bildirilmektedir. Protein içeriği yüksek diyet (Atkins Diyeti)  uygulayan bireylerde hayatı tehlike oluşturan ketozis durumları rapor edilmiştir. Bu diyette toplam yağ, doymuş yağ ve kolesterol oranı yüksektir. Atkins diyeti ile LDL kolesterol ve CRP düzeyinde artış olduğu, insülin direnci geliştiği bildirilmiştir.

8.Düşük glisemik indeksi diyetler

Glisemik indeks besinlerde bulunan karbonhidratların kan şekerini yükseltme özelliğidir. Glisemik indeksi yüksek olan karbonhidratlar, kana tamamen ve hemen karıştıklarından dolayı kan şekerinde ani değişmelere yol açabilir ve bu yüzden yüksek glisemik indeksi olan, beyaz ekmek, karpuz, şalgam, bisküvi, muz, pirinç, havuç, bal, şekerler ve çikolata gibi besinlerin tüketimi kısıtlanır. Düşük glisemik indeksli diyette doygunluk artar kan şekeri hızlı yükselmez.

9.Akdeniz Beslenme Modeli

Akdeniz diyeti doymuş yağlardan fakir, çoklu doymamış yağ asitlerinden (MUFA)  zengin, C ve E vitamini gibi antioksidan vitaminleri, folik asit ve posayı yüksek oranda içeren bir diyettir. Akdeniz diyeti yüksek oranda MUFA içermesine karşın enerji yoğunluğu yüksek besin içermemesi nedeniyle ağırlık koruma programlarında uzun dönemde daha etkili olabileceği belirtilmiştir. Çünkü yağ oranı azaltılmış diyetlere göre Akdeniz diyeti daha lezzetli ve bu yüzden diyetin başından sonuna kadar düzenli bir şekilde sürdürülebilir. Yapılan araştırmalarda Akdeniz diyeti ile beslenen bireylerde kan yağlarında azalma görülmüştür.

Ağırlık Kontrolü ve Sağlığın Korunması İçin Beslenme Önerileri

Obezitenin ve kronik hastalıkların önlenmesinde yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının yerleştirilmesi ve hareketli yaşam biçiminin benimsenmesi çok büyük önem taşır. Yeterli ve dengeli beslenmek için;

  • Yağlı besinlerin ve basit karbonhidratların azaltılmalı; sebze, meyve, tam tahıl ve kurubaklagillerin tüketimi artırılmalıdır.

 

  • Zayıflama diyetlerinin vitamin ve mineral içeriği gereksinimler kadar olmalıdır.

 

  • Süt ve süt ürünleri içerdiği kalsiyum ve protein nedeni ile her gün mutlaka tüketilmelidir. Hücre içi kalsiyumun hedef dokularda OBEZİTE, HİPERTANSİYON ve İNSÜLİN DİRENCİ ile ilgili durumlarda anahtar rol oynadığı bilinmektedir. Kalsiyum yağ hücrelerinin azalmasında etkili rol oynar. Özellikle süt ürünlerinin içindeki konjuge linoleik asit, whey proteinleri, dallı zincirli aminoasitler ve laktozda kalsiyum ile aynı etkileri göstermektedir.
  • Posalı besinlerin tüketimi arttırılmalıdır. Posalı besinler yemek yeme süresini uzatır, enerjileri düşüktür. Kabızlığı ve kan şekeri yüksekliğini önler. Safra asidi ve yağ asidi emlimini azaltarak kardiyovasküler riski azaltır.
  • Fazla tuz tüketiminin yüksek kan basıncı ile ilişkisi olduğu kadar insülin direncini de artırır. Bu nedenle kalp yetmezliği ve başka nedenlerle ödemi hipertansiyonu bulunan kişilerde tuz mutlaka kısıtlanmalıdır.
  • Günde en az 2-3 litre sıvı tüketilmelidir. Su başta olmak üzere, içecekler ve besinlerin içeriğinde bulunan görünür/görünmez su “sıvı” olarak tanımlanmaktadır.
  • Kabızlık ağırlık kaybını engelleyici bir durumdur. Yemek öncesi, esnası ve sonrasında bol su içilmesi kabızlığın önlenmesinde oldukça etkilidir.
  • Bireyin alkollü içecek tüketme alışkanlığı varsa ve bundan vazgeçemiyorsa miktarları olabildiğince azaltarak kontrol altına alınmalı ve enerji değerleri hesaplanarak buna uygun diyet düzenlenmelidir.
  • Günlük beslenme programı 3-6 öğün olarak planlanmalıdır. Sık aralıklarla beslenme, gereğinden fazla yemeği önler ve acıkmayı geciktirir. Her öğün sonrasında yiyeceklerin termojenik etkisi ile harcanan enerji bir miktar artar.
  • Beslenme programının kişiye özel olması önemlidir. Yaş, cinsiyet, iş, hastalıklar, metabolizma yani biyolojik, fizyolojik ve sosyal özellikler uygun bir beslenme programı uygulamk hem sağlıklı ağırlık kaybı hem de sağlıklı bir hayat sağlayacaktır.
  • Fiziksel aktivite mutlaka arttırılmalı, günde en az 10 bin adım ile aktif bir yaşam sağlanmalıdır.
  • Kaybedilen ağırlığın korunması ve sağlığın sürdürülmesi için yeterli ve dengeli beslenme bir yaşam biçimi haline getirilmelidir.
  • Ağırlık kaybının sağlanmasında destek aktivitelerin de etkisi vardır. Arkadaş ve eş desteği, davranış değişikliği, psikoterapi, telefon görüşmeleri, mesajlaşma, diyetisyen veya egzersiz uzmanıyla ayarlanan programlı görüşmeler diyete uyumu kolaylaştıracaktır.

Paylaş

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Araç çubuğuna atla