Anasayfa / Genel Sağlık Bilgileri / Pandeminin Ara Yüzü: Yaşlılık Depresyonu

Pandeminin Ara Yüzü: Yaşlılık Depresyonu

Paylaş

Pandemi koşullarında hepimizin dayanıklılığı eşit mi? Yoksa pozitif ayrımcılık yapmamız gereken gruplar var mı? Tabi ki yaşlılar ve çocuklarımız, öncelikli olarak düşünmemiz gereken grubu oluşturuyor. Peki ama nasıl? Yasaklar koyarak mı? ‘65 yaş üstü’ ifadesi herhalde pandemi sürecinde en sık duyduğumuz kelime oldu. Adeta bir kara mizah örneği olarak toplumun en az hareket eden kesimi, sosyal kısıtlamada ilk sıraya alır oldu. Covid-19 pandemisi belli ki hayatımızdan kolay kolay çıkmayacak. Bu gerçek karşısında hastalık tehlikesi bir yana yaşlılarımızın ruh hali nasıl acaba? Pandemi de yaşlılarımızı ruhsal olarak koruyabiliyor muyuz acaba?

Uz. Psk. Dnş. Elif Kaleli

Kültür Fen Koleji

Siz sadece gençler mi depresyona girer sanıyorsunuz? Keşke öyle olsa. Bir yandan pandemi bir yandan deprem derken artık içinde bulunduğumuz koşullar stres faktörü olmaktan çıkıp adeta tehdit unsuru olmaya başladı. Her an tekrarını yaşama olasılığımız olan deprem felaketi ve bitmek bilmeyen pandemi kabusu ruh sağlığımızı her geçen gün daha fazla sarsıyor. Henüz yaşadığımız İzmir depreminin enkaz görüntüleri hala hepimizin hafızasında.  Minik bedenlerin yaşama tutunma mücadelesini naklen izledik. Keşke film olsa izlediklerimiz. Ama ne yazık ki gerçek. Hem de en sert en hoyrat haliyle maalesef gerçek. Sadece bedensel sağlamlığımız değil psikolojik sağlamlığımız da artık büyük önem taşıyor.

Sıkça duymaya başladığımız kavramlardan biri: Psikolojik sağlamlık ya da dayanıklılık. Akademik ifadeyle de yılmazlık ya da resilince. Pozitif psikoloji ekolünün bize armağan ettiği önemli ve anlamlı kavramlardan biri. Farklı farklı tanımları olsa da psikolojik sağlamlık (yılmazlık) genel hatlarıyla; yaşamsal zorluklar karşısında yeni koşullara uyum sağlama, esneklik gösterme ve risk faktörleriyle başa çıkabilme yetisi anlamına geliyor. Mesela kendi aile büyüklerimi düşünüyorum. Sanki yasaklara nazire olsun diye dışarı çıkmak için can atıyor. Bu sevimli bir başkaldırı gibi görünse de aslında anlamı büyük. Hayattan kopmak istemiyor yaşlılarımız.

Kendi dede, anneanne, babaanne, büyük hala-teyze-amcalarımı düşünüyorum. Bir arada olmak, büyük aile olmak ne kadar büyük bir şansmış. Mesela anne olursunuz gözünüz hep takvimdedir. Başlarsınız gün saymaya. İşe dönmeme kaç gün kaldı, benden sonra bebeğimi kime bırakacağım, ben nasıl çalışacağım… Sorular çok. Pek gönüllü olmasa da içten içe bilirsiniz ki, anneniz (hayatta ve sağlıklıysa) elbette biricik torununu tek başına bırakmaz. Bakıcınıza eşlik eder, evinize göz kulak olur. Türk toplumu aile yapısıyla gurur duyar. Ailenin çözülmemesi toplumun çözülmemesi demektir. Ki çok da önemli bir konudur. Ancak ailelerin esas taşıyıcı ayağı yaşlılarımızdır. Onlar koşulsuz seven, neşe kaynağıdır. Bizim köklerimizin hafızası onlardadır. Eğer verdiğimiz su köklere inmezse fidanlar boy atmaz. Çünkü fidanların da köklere ihtiyacı vardır. Değerler, geçmiş ve bizim merhametimizdir onlar. Bizim kuşağımız aynı evde aynı apartmanda ya da bir alt sokakta dede-nineleriyle büyümüş bir kuşaktır. Ne zordu onlarla vedalaşmak ve ne büyük bir nimetmiş onları kimselere emanet bırakmadan uğurlamak…

Şimdi gelelim konumuza malum Korona günlerinde bir tuhaf ‘kutuplaşmanın’  abesliğine tanık olmamak için gözlerimi nereye kaçıracağımı şaşırıyorum. Gençliğin pervasızlığı alenen ‘yaşlılığa’  yükleniyor. Kafeler maskesiz, mesafesiz gençlerle dolup taşarken isimleri ‘sakıncalı piyade’ gibi hep cümle içinde geçen yaşlıların ruh halini konuşmak istiyorum. Zira yaşlılık depresyonu ciddi bir konudur. Ve genelde çok sert seyreder. Ne yazık ki sanıldığı gibi toplumlarda intihar oranının en yüksek olduğu grup ergenler değil yaşlılardır. Bu nedenle hepimizin çok daha özenli olması gereken bir konudur yaşlılık depresyonu. Erik Erikson teorisinde yaşam boyu gelişim evrelerini tanımlarken 60 yaş ve üzerini kapsayan son evreyi şöyle anlatmıştır: Benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk.Yani Erikson’a göre bu yaş aralığında kişiler, o zamana kadar yapıp ettikleriyle ya bir ‘bütünlük’ edinmiş olur ya da bir dağılma ve umutsuzluk içinde geçip giden yılların külleriyle baş başa kalırlar. Ve elbette bu keskin yol ayrımı ‘yaş almış bireyin’ kendi başına aynaya bakarak karar vereceği bir süreç değildir. Şimdi söze girelim; günümüzde hele de bu Korona günlerinde yaşlıların ‘benlik bütünlüklerini’ sağlamaları ne kadar mümkün acaba? Yaşlılıkla ‘yaş almak’ arasında çok büyük bir fark vardır. Madem Covid-19’dan korkuyoruz, o halde tüm risk gruplarını eşit görelim. Mesela kötü alışkanlıkları nedeniyle yaşlılar kadar risk grubunda olan bir sürü orta yaş altı yetişkin var. Ez cümle yaşlılarımızla biraz empati kurmaya ne dersiniz ?

Yazımızın finali Cicero yapsın: “Ömrün her dönemine, kendine has bir yapı bahşedilmiştir; çocukların zayıflığı, gençlerin haşinliği, orta yaşın ağırbaşlılığı ve yaşlılığın olgunluğu vardır ve doğal olan kendi dönemlerinde bunları kabul etmektir.” Haşinliğimize tahammül eden olgunluğa saygıyla… (Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine)

Yaşlılık Depresyonu Belirtileri

– En az 2 haftadır devam eden mutsuzluk, üzüntü hali

– Düşünce akışında yavaşlama

– Unutkanlık

– Önceden keyif aldığı etkinlikleri yapmak istememe

– Gelecekle ve sağlıkla ilgili aşırı endişe duymak

– Huzursuzluk, yerinde duramama

– Uyku rutininde bozulmalar (Uykuya dalmakta zorlanma, sık uyanma ya da aşırı uyku hali)

– İştah azalması

– Çabuk ağlama ve aşırı duygusallık

– Bedensel belirtilerin artması (Sebebi  bulunamayan vücut ağrıları gibi)

– Ölme isteği

– İçe kapanma, sosyal aktivitelere katılmama

– Öz bakımını ve ilaçlarını ihmal etme

Paylaş

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Araç çubuğuna atla