Anasayfa / Genel Sağlık Bilgileri / Takıntı Hayatınıza Takılmasın

Takıntı Hayatınıza Takılmasın

Paylaş

Her takıntı, vesvese, evham, titizlik ve mükemmeliyetçilik obsesyon değildir. Takıntılar sizi en az bir saatinizi işgal ediyorsa, hiçbir şekilde engel olamıyor ve kendi üzerinizde denetim kuramıyorsanız, vermiş olduğunuz tepkiler günlük işlerini yapmanıza ve sosyal hayatınızı idame ettirmeye engel oluyorsa bu durumda bir OKB tablosundan bahsedilebilir.

Dr. Mehmet Yavuz 

Nöroloji Uzmanı

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) denince akla gelen ilk 3 kelime, takıntı, vesvese ve mükemmeliyetçiliktir. Takıntı (obsesyon) insanın aklına gelen ve bir türlü gitmek bilmeyen fikirlerdir. Bu düşünceler bazı şeyleri tekrar tekrar yaptırır. Bazen iş hayatı ve gündelik yaşamın getirdiği sorumluluklar hepimizi biraz takıntılı yapabilir. İyi görünmeye çalışmak, temiz olmak, olası risklere karşı tedbiri elden bırakmamak, önümüzdeki 5 yılın hayat hedeflerini belirlemek gibi buna benzer yüzlerce durum çoğu kişiyi yoruyor. Modern yaşamın bizlerden bekledikleri, kuralcı, titiz, ayrıntıcı kişilik yapısıyla birleştiğinde bu hastalığın filizlenmesi için uygun topraklar da ortaya çıkar. Takıntılarla baş edememe durumunu, bir kişilik zayıflığı ya da irade noksanlığı olmamakla birlikte kişinin tek başına üstesinden geleceği bir hastalık değildir.

OKB, normalde hassas zeki insan hastalığıdır. Geniş, relaks, vurdumduymaz insanlarda görülen bir durum değildir. Bu kişiler mükemmeliyetçi ve hassastır. Dolayısıyla OKB, titizlikten çok öte bir durumdur. OKB’li kişiler düşüncelerinin mantıksız ve saçma olduğunu bilir ama engel olamazlar. Beyinde sürekli düşünceler ürer ve kişi bu düşüncelerle mücadele eder ancak kontrol edemez. Mevcut tablo nedeniyle çevresindeki ve yaşam alanındaki kişileri de oldukça rahatsız eder. Ancak bu tablo kişinin etrafındakilerinin, “güçlü ol, ne var bunda, takılma bunlara, bizi de çok yoruyorsun” türünden amatörce telkinleri ile düzelme göstermediği gibi daha da ağırlaşabilir.

Bu takıntılar kişinin ve ailesinin hayatını oldukça zorlayıcı bir nitelik taşımaktadır. En sık karşılaşılan örnekler arasında simetrik durmayan nesneleri düzeltmek, cinsel takıntıları zihinden atamayıp bunlarla mücadele etmek, evden çıkarken ya da arabadan inerken kapının kilidini defalarca kontrol etmek, ocağın altını ya da elektrikli cihazları kontrol etmek için geri dönüp bakmak gibi durumlar yer alır.

Hastalık, toplumun yüzde 1-3’ü arasında görülmekte

Her yaştan kişide görülebilen OKB genellikle ergenlik dönemi ya da 20’li, 30’lu yaşlarda başlar. Hastaların yüzde 50’si 15 yaşından önce yüzde 70’i 20 yaşından önce OKB hastalığına yakalanır. Üç yaş çocuklarında bile OKB görülebilir. Bekârlarda takıntı gelişme ihtimali evli bireylerden çok daha yüksektir. Hastalığın gelişmesinde, genetik, çevresel faktörler ve geçmişteki psikolojik travmaların rolü büyüktür.

En çok temizlik takıntıları görülür

Temizlik takıntılarında kişi sürekli ellerini yıkar, evi temizler gelen bir misafirin ardından kullandığı her şeyi temizleyebilir. Bu durum biyolojik, psikolojik, çevresel faktörlerden kaynaklanabilir. Örneğin annesi çok titiz olan bir çocuk ileride temizlik hastalığına yakalanabilir. Örneğin vefat, iflas, boşanma gibi yaşanan zor süreçlerden sonra obsesif eylemler görülebilir. Zamanın çoğunu temizliğe ayırdığı için zaman kaybı yaşar diğer yapması gereken hiçbir şeye konsantre olamaz. Gerek ev ve sosyal çevresiyle gerekse iş ortamı ile ilişkileri bozulur. İş performansı önemli derecede olumsuz etkilenir. Evli ise eşi ve çocuğu ile iletişim bozukluğu yaşar. Tedavi olunmazsa bireyde depresyon gibi psikolojik birçok rahatsızlık da ortaya çıkabilir.

Takıntı Yaşamın Merkezinde

OKB hastalarında, kişi enerjisinin büyük bölümünü takıntısıyla verdiği mücadeleye ayırır. Bu durum normal hayata adaptasyonu imkânsız hale getirebilir. Hastalığın bir başka yönü, takıntılı insanların sosyal ilişkilerini de olumsuz etkilemesidir. Kişi kendini obsesyona teslim ettiğinde, bu takıntıya çevresindeki diğer bireyleri de dâhil etmeye çalışır. Başlangıçta takıntılı kişinin isteklerini kırmama arzusu ile hoş görülen bazı durumların giderek takıntıları daha da güçlendirdiğini görebiliriz.

Takıntılar, olumsuz anılardan kaçmanın bir yolu olabilir. Beyin kimi olumsuz tecrübeleri unutmak için kendisini takıntılarla meşgul etme yolunu seçebilir. Kişi çocukluğunda geçirdiği bir cinsel istismar sonucu kendini temizlik ya da simetri takıntısına kaptırabilir. Olaylardan etkilenme şekli, kişiden kişiye değişiklik gösterebilir.

Stres Tetikleyici Olabilir

OKB’nin ortaya çıkmasında stres faktörü de önemli olabilmektedir. Bir yakının kaybı, taşınma gibi yaşamsal değişiklikler, taciz ya da istismar edilme gibi travmatik olaylar, ayrılık acısı, maddi sıkıntılar ya da iş stresi gibi sorunlar diğer faktörlerle birleştiğinde, obsesyon gelişmesine neden olur ve ortaya çıkan takıntılar kişinin hayatını cehenneme çevirebilecek düzeyde olabilir.

OKB Türleri

Bulaşma: Halk arasında bilinen tabiriyle temizlik hastalığı. Kişi kendisine bir pisliğin, mikropların bulaşacağı endişesiyle sürekli temizlenme ihtiyacı hisseder.

Şüphe ve kontrol: Temizlikten sonra en sık görülen tür. Bir işi tekrar tekrar kontrol etme, ‘paranın üstü eksik mi, kapıyı kilitledim mi, ocağı kapattım mı, fişi çektim mi’ diye sürekli şüphe ve kontrol takıntıları içerisindedir.

Düzen: Evdeki tüm eşyaların belli düzen ve yerleşimleri vardır, onların değişmesinden ciddi rahatsızlık duyar ve düzeltmeden duramaz. Çalışma masası üzerindeki eşyalar milimetrik olarak yerleştirilir, bir tanesi bile yer değiştirse yoğun rahatsızlık hisseder.

Sayma: İbadet niyetiyle değil de kötü bir şey olacak hissiyle tekrar tekrar dua etme, plaka numaralarını çarpıp bölme, araçla giderken elektrik direklerini ya da evleri sayma, basamakları veya karoları sayma bu tür takıntılara örnektir.

Hastalık: ‘Bir rahatsızlık var’ endişesiyle devamlı doktora gitme…

Dinî: Şüphe üzerine namaz ve abdestleri sürekli tekrarlama. İnançlı olduğu hâlde Allah’ın varlığını sorgulama, yasak şeyleri yapar mıyım korkusu yaşama…

Metafizik: Yıllarca insanların cevap aradıkları sorulara yeni cevaplar arama: Dünyadan önce ne vardı, dünyanın sonu ne olacak, kıyamet kopacak mı kopmayacak mı?

Korku: Mesela kapıdan girerken aklına babasının öleceği gelir? Gerçekleşir korkusuyla çıkıp bir daha girer, bunu tekrarlar. Akşam babasının ne zaman geleceğini soran çocuk, sanki sormazsam babam bir daha eve gelemeyecekmiş gibi bir takıntıya girebilir.

Saldırganlık: ‘Acaba birine vurur muyum, yeğenimi sekizinci kattan atar mıyım, arabayla geçerken falancayı ezdim mi, acaba bebeğime veya kardeşime zarar verir miyim’ şeklindeki düşünceler…

Biriktirme: En iyi örneği meşhur çöp evler. Sahipleri aslında pisliğe meraklı kişiler değildir. Takıntı önce atamamakla başlar. ‘Bir gün lazım olur’ diyerek hiçbir şeyi atamaz hâle gelirler.

Obsesif yavaşlık: Belli bir takıntı türü değil. Fakat doğru yapma, yanlış yapmama hisleriyle her işi çok yavaş yaparlar. ‘Mükemmel iş yapacağım’ diye hiç iş yapamaz hâle gelirler. O kadar titizdirler, ayrıntılarla o kadar çok ilgilenirler ki giyinmeleri, soyunmaları, yüzlerini yıkamaları, evden çıkmaları saatler sürebilir. Her yere genellikle geç kalırlar. İşte bu kişilerde ‘obsesif yavaşlık’ vardır. Obsesif yavaşlığı olan bu kişilerin sabit bir takıntıları yoktur. Fazla el yıkayabilirler, kapıları bacaları fazla kontrol edebilirler, ama bu hayatlarını kabusa çevirmez.

OKB ve Tedavisi

Birbirine eşlik edebilen OKB ve depresyon hastalığında bazı farklılıklar vardır. Depresyondaki kişinin düşünceleri daha ziyade geçmişe dönük karamsarlıklar içerirken obsesyonda hasta geleceğe dair endişeler taşır.

OKB’nin beyinle ilişkisini inceleyen araştırmalar da serotonin üzerinde durulmaktadır. OKB hastalarında serotonenerjik antidepresanlar etkili olmaktadır. OKB ve depresyonun birlikte görüldüğü hastalara antidepresan verildiğinde, depresyon şikâyetleri azalırken OKB şikâyetleri devam edebilir.

Dolayısıyla OKB, depresyondan daha zor tedavi edilebilen bir hastalıktır. Antidepresanları depresyonda kullanılan dozdan daha yüksek düzeylerde vermek gerekebilir. OKB’de tek başına ilaç tedavisi bazen sorunu çözmemektedir. Böyle durumlarda tedaviyi psikoterapi ve TMS ile desteklemek çok iyi sonuçlar vermekte, hastaların yüzde 90’da tedavi gerçekleşmektedir.

 

 

Paylaş

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*