Gürbüzite ve Obezite; Hem Bedensel Hem de Ruhsal Bir Hastalık

15.10.2012
34
Gürbüzite ve Obezite; Hem Bedensel Hem de Ruhsal Bir Hastalık

Gürbüzite ve Obezite; Hem Bedensel Hem de Ruhsal Bir Hastalık, Prof. Dr. M. Kerem Doksat, felsefe, cinsel, sosyalBoyunuzun metrekaresini kilonuza böldüğünüzde 30’un üzerindeyse obezsiniz. Obezite tehlikeli ve tehditkâr derecede şişman olmanın (şişkoluğun) bilimsel adı. Bahsettiğim m2 cinsinden boyunuz/kg cinsinden vücut ağırlığınız hesabına beden kitle indeksi (BKİ) deniyor. Eğer bu rakam 25 ila 30 arasında ise, “yüksek tartılı” oluyorsunuz. Bu köre “görme özürlü” demekçesine nazikâne yaklaşıma bir de muhteşem bilimsel terim bir arkadaşım uydurdu (pardon, türetti); gürbüzite! Türkçe gürbüzle hal belirten yabancı dilde “ity” son-takısının birleşiminden doğdu bu muhteşem kavram…

Prof. Dr. M. Kerem Doksat
İ.Ü. Cerrahpaşa TF Psikiyatri AD
Duygudurum Bozuklukları Birimi Başkanı
Felsefeye ve bilime büyük etkileri olan René Descartes’a göre ruh fiziki değil farklı bir varlıktır ve vücuttan ayrı olarak tasavvur edilebilir. Ruh, içimizdeki “düşünen bir şey”dir. Akli yeteneğe sahip olan ruh, çakışan psikolojik bağlantılar sayesinde zihinsel aktivite gösterebilmekte, fakat bu onun için de bir “gereklilik” arz etmemektedir. Psişik yapı ve bunu oluşturan fiziksel organ ve kavramlar ve hatta vücut olmaksızın var olabilir, düşünebilir. Ruhun bütünlüğü herhangi bir fiziki engel veya yetersizlik sebebiyle bozulmaz. Bu ruh-beden ikiliği anlayışına kartezyen düalizm denmiştir.
Günümüzde kartezyen düalizmin yerini beyin-zihin bütünlüğü şeklindeki bütünleyici model aldı. Zihnin organı ve donanımı zaten beynin ta kendisi. Şuurluluk ise hem bireysel hem de evrensel daha geniş açılımlar kazandı. Artık “ruhsal” ve “bedensel” lafları sırf pratik amaçlarla kullanılıyor; esasen aralarında hiçbir fark yok.
Gerek gürbüzite, gerekse obezite son derecede önemli, vahim sonuçlara gebe hastalıklar. Hem kalp damar hastalıkları hem de beyin damar hastalıkları açısından yüksek risk oluşturuyorlar; hipertansiyon, kan yağlarının damar sertliğini artıracak şekilde bozulması (dislipidemi), tip–2 şeker hastalığının gelişmesi bunlar arasında sayılabilir. Ayrıca uykuda soluk durmaları, hafıza kusurları, öfkelilik, unutkanlık ve depresyonla karakterize uyku apne sendromu tabloya eklenince, kandaki oksijeniniz düştüğü için zayıflayamaz da oluyorsunuz! Sonuçta tam bir kısır döngü zuhur ediyor: Uyku apne sendromu hipertansiyonu, dislipidemiyi, kan şekerini artırıyor; onlar gürbüzite ve obeziteyi körüklüyor, bu da birincileri ateşliyor… Bu arada başta karaciğeriniz olmak üzere, bütün iç organlarınız yağlanıyor ve hele alkolü de seviyorsanız, siroza giden yola çıkıyorsunuz. Bu iç organların yağlanması çok mühim bir marazı tetikliyor: Ensülin direnci! Pankreasınız deli gibi çalışarak vücut dokularına ensülin yetiştirmeye çabalıyor ama bu yağ dokusu, ensülinin hücrelere girip işini görmesine engel oluyor! Bu da önceleri pre-diyabet denen şeker hastalığı habercisi tabloyu ortaya çıkarıyor: Açlık kan şekeriniz 100 ila 120 arasında gidip gelmeye, HbA1C denen bir göstergeç (marker) 5.5–6.0 civarında seyretmeye başlıyor. Eğer göbek çevreniz erkek olarak 80 cm’den, kadın olarak 55 cm’den fazla olursa da, bütün bu tabloların iç içe girdiği bir hastalığa tutuluyorsunuz: Metabolik sendrom.
Bu raddeye gelen insanlarda başta depresyon olmak üzere her türlü ruhsal hastalık da iki misli fazla görülüyor. Sosyal, cinsel, mesleki hayatınız alt üst oluyor. Kendinize olan saygınız zedeleniyor; mükerrer zayıflama çabaları ve şarlatanca diyetlerden medet umma çırpınmaları atıl kalıyor; kaldıkça da bütün bunlar daha artıyor. Psikiyatrik hastalıkların tedavisi için kullanılan pek çok ilaç da değişik mekanizmalarla kilo almayı körükleyebiliyor.
Sonuç ne? Bu hale düşmek istemiyorsanız, mutlaka egzersize, doğru beslenmeye ve düzenli yaşamaya dikkat ediniz. Hayatın her kompartımanına kendi yaşamınızda yer veriniz. Çalışmaya da, sevişmeye de, eğlenmeye de, gezmeye de, dinlenmeye de yeterli zamanı ayırınız. Yok, eğer şu veya bu sebeple gürbüzite veya obeziteye duçar olduysanız, hele metabolik sendrom da eklendiyse, mutlaka bir takım çalışmasıyla kendinizi tedavi ettiriniz. Bu takımda kimler mi var: İç hastalığı uzmanları (tercihen metabolizma ve diyabet uzmanı + hepatolog), şarlatan olmayan diyetisyenler ve psikiyatrlar. Gerekirse nörologlar, cildiyeciler, hatta cerrahlar devreye sokulmalı. Bilhassa mideye 6 ayda çıkarılacak bir balon takılmasıyla mucizeler yaratılabiliyor.
Maalesef bu satırların yazarı da halen ağır obezite ve metabolik sendrom muzdaribidir. Sizlerle daha nice sohbetleri sıhhat içerisinde paylaşmaya devam edebilmek için acilen tedaviye başlıyorum.
Sıhhat, saadet ve keyifli bir hayat dileğiyle…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.