Parkinsonda Saatleri Geri Almak Mümkün

Parkinsonda Saatleri Geri Almak Mümkün

Dr. Ali Zırh Beyin Cerrahisi Uzmanı, Dr. Ali Zırh, Parkinsonda Saatleri Geri Almak Mümkün, beyin pili, parkinson, dopamin, ellerde ve ayaklarda titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik, yürüme güçlüğü, Beyin pilinin maliyeti yüksek mi?, beyin pili günlük yaşamda kısıtlama yapıyor mu, Beyin pili takıldıktan sonra hastaların nelere dikkat etmesi gerekiyor, Beyin pili, hastaların hayatında nasıl bir değişim sağlıyor, Beyin pili yöntemi nasıl uygulanıyor, beyin pili ameliyatı nasıl gerçekleştiriliyor?, parkinson hastalığında ameliyata ne zaman karar verilmeli, parkinson hastalığında ilaç tedavi süreci, parkinson hastalığında erken tanı avantaj mıdır, parkinson tanısı ne zaman konur, parkinson nedirAyakkabısını bağlayamaz, gömleklerini ilikleyemez halde olan parkinson hastaları doğru tedavi yöntemi uygulanırsa eski sağlıklı günlerine yeniden kavuşuyor. “Parkinsonlu hastalar, beyin pili takıldıktan sonra hastalığın başladığı ilk yıllarındaki hallerine dönüyorlar ve normal hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar.

Dr. Ali Zırh
Beyin Cerrahisi Uzmanı

Başka bir deyişle, beyin pili zamanı geri alıyor. Ameliyata girmeden önce kaşık bile tutamayan hasta, ameliyattan sonra özgürlüğüne kavuşmuş oluyor.”

Parkinson nedir?

Parkinson; beyinde ‘dopamin’ adını verdiğimiz maddenin eksikliği ile ortaya çıkan, kronik nörolojik bir hastalık. Yaşın ilerlemesiyle beyinde dopamin salgılayan hücrelerin azalması veya hasara uğramasıyla ortaya çıkan hastalık, hareket bozukluklarına ve istem dışı hareketlere yol açıyor. Hastalık; ellerde ve ayaklarda titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve yürüme güçlüğü ile karşımıza çıkıyor.

Parkinson tanısı nasıl konur?

Parkinson hastalığının tanısı klinik bulgularla konulmaktadır. Özellikle ileri yaştaki hastalarda; vücudun bir tarafında daha ön planda olmak üzere ellerde ‘para sayar’ tarzda titreme, hareketlerde yavaşlama, kolların vücut salınımına iştirak etmemesi ve vücuda yapışık olarak yürünmesi, bakışlarda donuklaşma, yüz mimiklerinde azalma ile birlekte ‘maske yüz’ diye ifade edilebilen yüz hali, küçük adımlarla, öne eğilerek yürüme bu hastalığın belirtilerindendir.

Parkinson nasıl bir hastalıktır ve başlangıçta nasıl tedavi edilir?

Hastalığı tanımlamak için diyabet hastalarını örnek gösterebiliriz. Şeker hastalığında vücutta insülin üretimi azalıyor ve bu nedenle hastalar önce diyetle hastalığı bir süre kontrol altında tutabiliyor, diyet yetmeyince ilaç tedavisine başlanıyor ve bunun da yetmediği durumlarda insülin tedavisi uygulanıyor. Bu hastalıkta da; başlangıçta eksikliğin ilaç tedavisi ile karşılanabildiği durumlarda hastaların bulguları ortadan kaldırılabiliyor ve hastalar uzun yıllar hayatlarını sorunsuz sürdürebiliyorlar.

Diğer hastalıklarda olduğu gibi; spor yaparak, düzenli beslenerek vb. parkinsona dur diyebilir miyiz?

İleride Parkinson hastalığına yakalanmayayım ya da Parkinsondan uzak olayım diye maalesef ki bir diyet programı veya sağlık stratejisi bulunmamaktadır. Yaşam tarzı, üzüntü veya stres bu hastalığın görülme sıklığını pek etkilememektedir.

Erken tanı mümkün müdür ya da erken tanının bir avantajı var mıdır?

Hastalığın tanısı klinik bulgularla konuluyor. Bir başka deyişle hastalık bulguları ortaya çıktıktan sonra tanı konuluyor. Bazı görüntüleme yöntemleri ile hastalıktan sorumlu bölgeleri ve bu bölgelerdeki dopamin aktivitesini ölçmek mümkün. Ama bu yöntemler tanı koymaktan ziyade, deneysel tedavi yöntemlerinde uygulanan tedavinin etki veya başarısını değerlendirmekte kullanılıyor ve klinik uygulamada tanısal değerleri bulunmuyor. Erken tanının kanser hastalıklarındaki gibi hayati önemi yok; ama hastalar ne kadar erken tedaviye başlarlarsa, hastalık bulgularından etkilenmeden yaşayabilecekleri kaliteli yaşam süreleri de o kadar artıyor.

Parkinson hastalarının yaşadığı sosyal problemler nelerdir?

Hareketleri yavaşlatan Parkinson hastalığı, kişilerin önce işlerini, sonrasında da günlük aktivitelerini tek başlarına sağlıklı bir biçimde yürütmelerine engel oluyor. Bu nedenle hastalar; hastalığın ilk ve orta evrelerinde iş hayatlarından ve sosyal hayatlarından kopuyor, ileri evrelerde ise yaşamlarını başkalarından yardım alarak sürdürmek zorunda kalıyorlar. Bu sorunlar, zaten hareket yavaşlamasından ve titremeden muzdarip hastaların, moral olarak da olumsuz etkilenmelerine ve çoğunun içe kapanmasına veya depresyona girmelerine neden olabiliyor.

Tedavide ilk seçenek ilaç mıdır?

Parkinsonda hastaların yüzde 80-85’i başlangıçta tedaviye iyi cevap vermişler ise ilaç tedavisiyle uzun süre hayatını sorunsuz sürdürebiliyorlar. Ancak aradan yıllar geçtikçe; bir yandan hastalığın ilerlemesi, bir yandan da ilaca tolerans gelişmesi nedeniyle, eski doz ve sıklıkta ilaçlar yetmemeye başlıyor. Bu süreç, hastadan hastaya değişiyor. Genellikle hastalığın ilk 4-5 senesi ilaç tedavisiyle iyi gidiyor. Hatta bir ‘balayı dönemi’ denilen süreçte ortalama 2-3 yıl her şey güllük gülistanlık gidebiliyor. Ama tabii ki başlangıçta ilaca cevap iyi ise!..

Ne zaman ameliyat gerekiyor?
Medikal tedavide daha fazla doz ve daha sık ilaca rağmen; hasta açılıp rahatlayamazsa, ilaç tedavisinin sağladığı iyilik saatleri giderek azalıp, hastalar günün önemli bir kısmını tutuk olarak geçirirlerse veya ilaçların yerinde duramama, çırpınma ve dans eder gibi istem dışı hareketlere yol açan yan etkileri artarsa, ilaç kullanımına bağlı psikolojik problemler ve onlara bağlı ekstra sorunlar çıkarsa, bir başka deyişle artık ilaç tedavisi bir yerde tıkanırsa, işte o zaman ameliyat seçeneğini düşünüyoruz. Kabaca yüzde 10-15 hasta uzun dönemde cerrahiye aday hale geliyor. Bunlara ilave olarak, özellikle titremenin ön planda olduğu hastaların bir kısmı, daha baştan ilaç tedavisine yeterli cevap veremiyorlar. Bu gibi başta ilaç tedavisinden yarar göremeyen hastalar da cerrahi tedaviye uygun aday iseler daha erken dönemde ameliyat edilebiliyorlar.

İlaç tedavisi hastalar açısından zaman kaybı olarak değerlendirilebilir mi? Neden ilk çözüm olarak ameliyat alternatifi düşünülmüyor?

İlaç tedavisine iyi cevap veren hastalar, tedavinin ilk yıllarında normale yakın hayat sürebiliyorlar. Bu dönemde herhangi bir yakınması olmayan hastanın ameliyat olmasına bir gerekçe bulunmuyor. Toplam riskleri yüzde 1-2’yi geçmese bile; beyin pili takılması operasyonları da sonuçta bir çeşit beyin ameliyatı ve ortada neredeyse bir gerekçe bulunmazken nadir de olsa bu riskleri almaya gerek yok. Ancak yaşı genç olan Parkinson hastalarında, zaman geçtikçe ilaç kullanım zorlukları ve yan etkileri kaçınılmaz olarak karşımıza çıkacağından, son yıllarda bu hastaları daha erken ameliyata alma seçeneği giderek tartışılan bir konu olmaya başladı.

Ameliyat seçenekleri nelerdir ve bu ‘başarının sırrı’ nerede saklıdır?

Ameliyat gerektiren Parkinson vakalarında iki türlü müdahale imkanı var. Hastalığın bulguları tek taraflı ön planda ise; tek taraflı lezyon yani bir çeşit lazere benzeyen bir yöntemle ‘yakma tekniği’ uyguluyoruz. Ama hastalık bulguları iki taraflı ise, hastalar artık oturduğu yerden kalkamıyorsa veya genel anlamda iki tarafın birden iyileştirilmesine ihtiyaç varsa; o zaman iki tarafa da müdahele ediyor ve genellikle ‘beyin pili’ takıyoruz. Sonuçların son derece yüz güldürücü ve risklerin bu kadar az olmasını sağlayan, bir başka deyişle ‘doğru yere doğru müdahele edilmesini sağlayan’ ve cerrahi müdahele teknikleri içinde en güvenli ve başarılı yöntem ise  ‘Mikroelektrot Kayıt ve Stimülasyon Tekniği’dir.

Ameliyat nasıl gerçekleştiriliyor?

Beyindeki tek bir hücrenin elektriksel aktivitesini dinleyebildiğimiz ‘Mikroelektrod Kayıt ve Stimülasyon Tekniği’ denilen bu yöntemde amacımız; hastalıktan sorumlu hücreleri ve etrafındaki anatomik oluşumların yerini bulmak. Bunun için de ameliyatı, hastayı uyanık tutarak, konuşa konuşa yapıyoruz. Çünkü bu sayede hastanın tepkilerini ölçerek sorunlu bölgeye ulaşmamız daha kolay oluyor. Ameliyatın ilk 5-6 saatlik bölümünde hasta uyanık oluyor ve karşılıklı yardımlaşıyoruz. Hastanın başına bir çerçeve takıyoruz ve MR çekiyoruz, buradan hastanın beyninde müdahele edeceğimiz teorik hedefimizin koordinatlarını hesaplıyoruz. Hastayı ameliyathaneye alıyoruz, lokal anestezi altında hastanın kafatasında karşılıklı iki adet delik delerek, ucu iki mikron kalınlığındaki elektrotlarla beynin içine giriyor ve bu elektrodları bilgisayar aracılığı ile ilerletiyoruz. Hastalıktan sorumlu bölgelerde, beyindeki tek bir hücrenin elektriksel aktivitesini dinleyebiliyor ve bu hücrenin vücudun neresindeki hareketten sorumlu olduğunu bulabiliyoruz. Ayrıca mikroamper düzeyinde elektrik akımı verip, hastaların buna verdiği cevabı izliyoruz. Böylelikle beynin fizyolojik haritasını çıkarıyoruz ve o hastalıktan sorumlu hücrelerin doğru yerini buluyoruz. İşin kuralı; beynin içinde 2-3 milimetre çapındaki bir anatomik oluşumu bulmak ve oraya müdahale etmek! Ama ne bir milim aşağıya, ne bir milim yana gitmeye hakkımız var; çünkü o zaman hastanın felç ya da kör olma riski çok fazla! Bu teknoloji yani ‘Mikroelektrod Kayıt ve Stimülasyon Tekniği’  bizi amacımıza ulaştırıyor. Bu işlem sayesinde beyinde 80 mikrondan daha az hata payıyla, hastalıktan sorumlu hücreleri ve etrafındaki anatomik oluşumların yerini buluyoruz. Sonra da lazere benzeyen bir yakma yöntemi uyguluyoruz ya da beyin pili takıyoruz.

Beyin pili yöntemi nasıl uygulanıyor?

Beyin pili taktığımızda, iki taraflı ameliyatlarda, beynin içinde tespit edilen o bölgelere iki tane elektrot yerleştiriyoruz. Göğüste cilt altına kalp pili gibi bir pil yerleştiriliyor ve cilt altından geçirilen uzatma bağlantıları ile elektrotlar pile bağlanıyor. Sistem tamamen kapalı ve dışarıdan görünmüyor. Sadece göğüste cilt altında bir kabarıklık görülüyor ve hissedilebiliyor. Daha sonra bilgisayar aracılığıyla hastaya iyi gelecek frekansları ve uyarı parametrelerini ayarlıyoruz. Ameliyat sonrasında, 2-3 haftalık dönemde, hastalar sık sık gelip gidiyorlar. Biz hastaya uygun optimum ayarları yaptıktan sonra normal yaşantılarına dönüyorlar.

Beyin pilinin avantajı nedir?

Beyin pilleri; başta Parkinson hastalığı olmak üzere, pek çok hareket bozukluğunun cerrahi tedavisinde son yıllarda giderek yaygın olarak kullanılan oldukça karmaşık elektronik cihazlardır. Beyin pilinin avantajı; kontrol edilebilir, programlanır ve ayarlanılır bir tedavi yöntemi olması. Dolayısıyla bir yan etki gördüğümüzde, başka bir ayara alabiliyoruz. Hasta memnun değilse ya da problem yaşarsa, kapatmamız ya da istemezse çekip çıkartmamız söz konusu olabilir. Dolayısıyla geriye dönebilmemiz mümkün.

Beyin pili, hastaların hayatında nasıl bir değişim sağlıyor?

Ameliyat sonrasında hastalar, çarpıcı biçimde iyileşiyor ve normal yaşamlarına dönebiliyor. Beyin piliyle hastalarımızı yeniden hayata bağlayabiliyoruz. İlaç tedavisine yeterli yanıt vermeyen, şiddetli titreme nöbetleri geçiren veya şiddetli ilaç yan etkileri nedeni ile ilaçtan eskisi gibi yarar göremeyen Parkinson hastalarında beyin pili, başarılı sonuçlar veriyor. Ancak ameliyata uygun olan ve operasyondan yarar görecek doğru hasta seçimi çok önemli. Böylelikle çatalını bile tutamayan, iğneye ipliği geçiremeyen, yazı yazamayan hastalar ameliyat sonrasında gerekli pil ayarlamaları yapılması ardından eski sağlıklı günlerine dönebiliyorlar. Parkinsonlu hastalar, beyin pili takıldıktan sonra hastalığın başladığı ilk yıllarındaki hallerine dönüyorlar ve normal hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar. Başka bir deyişle, beyin pili zamanı geri alıyor. Ameliyata girmeden önce kaşık bile tutamayan hasta, ameliyattan sonra özgürlüğüne kavuşmuş oluyor. Ayakkabısını bağlayamayan, gömleklerini ilikleyemeyen, yardımsız yaşayamayan, sosyal hayattan kopan hastalar, beyin pilinden sonra yeniden bağımsız yaşama, sosyal hayatlarını geri kazanma, hatta eski işlerini yeniden yapabilme şanslarını bulabiliyorlar.

Beyin pili takıldıktan sonra hastaların nelere dikkat etmesi gerekiyor?

Hastalar, ameliyattan sonra 3-4 ayda bir, pilin ayarı ve kontrolü için doktora gelmek zorunda. Hastalar tamamen veya tamama yakın iyileşmiş de olsalar; hastalık bulgularında zaman içerisinde ilerleme olup olmadığını kontrol etmek ve pilin batarya ömrünü tespit etmek için de hastaların bu kontrolleri aksatmaması gerekiyor. Beyin pillerinin ömürleri, verilen elektrik akımına göre ortalama 5-7 yıldır. Eğer gerek olursa, yarım saatlik bir ameliyatla göğüsteki pil değiştirilebiliyor. Ayrıca pil takılan hastalara bir mıknatıs veriliyor ve hastalar arzu ettikleri takdirde bu mıknatısı göğüslerindeki pil gövdesine yaklaştırıp, birkaç saniye üzerinde tutarak pili açıp kapatabiliyorlar. Bu işlemin amacı, uygun hastalarda geceleri pilleri kapalı tutarak pil batarya ömürlerini uzatabilmektir.

Günlük yaşamlarında bir kısıtlama oluyor mu?

Pil takılan hastaların normal günlük yaşantılarında hiçbir değişiklik olmuyor. Hastalar her türlü sportif faaliyeti sürdürebilir ve yüzebilirler. Pil takılan hastalara üzerlerinde elektronik cihaz taşıdıklarına dair bir belge veriliyor ve hastalar gerektiğinde güvenlik kontrollerinde bu belgeyi gösteriyor. Pil takılı hastaların pil ayarlarını değiştirebileceğinden ve hastalar zarar görebileceklerinden MR çektirmelerine izin verilmiyor.

Beyin pilinin maliyeti yüksek mi?

Pilin maliyeti 28 bin doları buluyor. Sosyal Güvenlik Kurumu ameliyat gereken ve ameliyata uygun hastalarda pilin parasının tamamını karşılıyor. Ayrıca hastalar SGK ile anlaşmalı olan hastanelerde bu ameliyatı olurlarsa, ödeyecekleri ameliyat ücreti azalıyor. Bu tedavi yöntemi, ayrıntılı klinik ve radyoljik değerlendirmeler ve birtakım testler sonrasında cerrahi tedaviye uygun hastalarda uygulanıyor. Türkiye gibi ekonomik koşulların çok iyi olmadığı veya sağlık sigortalarının bu tip cerrahi girişimleri karşılamadığı ülkelerde, ameliyata uygun birçok hastada daha ucuz olduğundan ilk cerrahi girişim genel olarak lezyon yapma (yakma) tarzında oluyor. Ancak bir süre sonra hastalık ilerleyip bu girişimin sağladığı iyilik yetersiz kaldığında, bu hastalar için uygun cerrahi tedavi yöntemi de çift taraflı beyin pili oluyor.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.