Türk İnsanının Yüzde 20’ si Obez!

Türk İnsanının Yüzde 20’ si Obez!

turk-insanının-yuzde-20si-obezBeslenme; çevresel koşullar, iklim, coğrafya, toplumun sosyoekonomik durumu, kültürel faktörler, eğitim ve beslenme eğitimi ile doğrudan bağlantılıdır. Beslenme alışkanlıklarından en çok zarar görenlerin başında çocuklar gelmektedir.

 Dr.Perihan Arslan

Gebelikte annenin hamilelik öncesi ve sırasında beslenme tarzını kontrol ederek bebeğin daha sağlıklı dünyaya gelmesi sağlanabilir. Fetal programlamada gebelik öncesinden başlamak üzere annenin beslenmesi kontrol altında tutulursa doğan bebekte ileri yaşamında görülebilecek hastalıklar milimize edilmekte annenin yetersiz beslenmesi veya gereğinden fazla beslenmesi doğacak bebekte hipertansiyon ve obezite olasılığını yüksek oranda arttırır. Gebeliğin ilk 3 ayı bebeğin asıl organ oluşumu konusunda en hassas dönemidir. Bu sebeple fetal programlamada ilk 12 hafta çok büyük önem taşımaktadır. Bu konudaki paradoks ise zayıf çocukların yaşama oranı azdır fakat hayatta kalabilenler; yaşama tutunabilmek için metabolizmaları yavaş işlemeye programlandığından bu yavaş metabolizma 30 yaş üstünde obeziteye sebep olmaktadır.

2010 reklamlarına göre Türkiye nüfusunun yüzde 20 si obezite hastasıdır ve bu oran gittikçe artmaktadır. Şarlatan diyetler  yarardan çok zarara sebep olmaktadır. Doğru beslenmek ve egzersiz diyabetin en önemli düşmanlarıdır. Bunun yanı sıra tükettiğiniz gıdaların neler olduğu kadar nasıl saklandığının , nasıl pişirildiğinin ve nasıl tüketildiği en önemli kriterdir. Örnek olarak; Türk halkının çok sevdiği mangal keyfinde pişirilen etin kısmen yanması ve ateşe 20cm den yakın uzaklığı etin bütün besin değerlerinin ölmesine sebep olmaktadır. Kızartmalar ve kavurmalar yine pişirilen gıdaların besin değerlerini sıfırlamaktadır. Özellikle gıda saklamakta kullanılan şekerli ve tuzlu gıdalar kısmen dahi bozulmuş olsalar kesinlikle asla tüketilmemelidir. Küflenen salça veya reçelin üst kısmının atılması, zeytin kavanozunuzdaki birkaç küflü zeytinin atılması o gıdanın bulunduğu ortamın toksitlenmediği anlamına gelmez. dolayısıyla çok az bile küf olsa; küflü gıdanın tümü çöpe atılmalı, gıda israfının önlenmesi için tüketilecek miktarlara göre buz dolabında stoklanmalıdır.

Gıdaların yetiştiği koşullar içerisinde en çok tehlike sinyali veren durum ise; ilaçlama ve gübreleme sistemlerindeki hatalar, yol kenarlarında veya yola yakın tarlalarda yetiştirilen egzoz ve kurşun yüklü ürünler sağlık için büyük tehdit oluşturur. Hatta bu ürünleri tüketmelerinden dolayı anne sütünde bile ağır metallere rastlanmaktadır. Denizler artık kimyasallarla dolu olduğu için deniz ürünleri de bu konuda insan sağlığını tehdit edebilir. Örneğin Akdeniz’de civa oranı oldukça yüksektir. Tükettiğimiz besinleri olabildiğince nereden geldiğini ve yetiştiğini bilmek bu riskleri azaltacaktır.

Okul kantinleri halen Türkiye’ de çocuklarımızın sağlığı için büyük tehdit oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra televizyon reklamları yine çocukları beslenme konusunda yanlış yönlendirmektedir. Bu durumda medya kirliliği çocuk beslenmesinde büyük tehdit oluşturmaktadır. Kamuoyunda en yanlış aksettirilen bilgilerden bir tanesi pastörize sütler hakkındaki önyargıdır. Organik adı altında sütçülerden alınan ürünler içilebilmek için minimum 100 derecenin üzerinde kaynatılmaları gerekiyor. Bu sistemde sütteki besin değerlerini öldürür. Bu işlemin yapılmadığı sütler faydadan çok zarar getirir. Pastörize sütler 80 ile 85 derecede 3-4 saniye arasında dezenfekte edilmekte ve bu sistem sütte hiçbir besin kaybına sebep olmamakta. Sütte 85 adet besin maddesi bulunuyor protein özelliği yüzde 90 ve B12 den folik asite beslenme yönünden en zengin gıdalar arasında yer alır. Çocuklarda süt içme ve sebze tüketme alışkanlığı mutlaka geliştirilmeli. Bunun içinde çocuğa öncelikle ailenin örnek olması gerekir.

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.