Böbrek Sağlığı Yüküne Ortak Strateji

Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB)’nın düzenlendiği “Böbrek Sağlığının Güçlendirilmesi Çalıştayı”nda, ülkemizdeki kronik böbrek hastalığı (KBH) yükü ve toplumdaki düşük farkındalık oranlarına dikkat çekilerek kapsamlı rapor hazırlandı. Raporda erken tanı, risk grubu taramaları, gıda düzenlemeleri ve eğitim müfredatına sağlık bilincinin entegre edilmesi gibi stratejik çözüm önerileri sunuluyor.
—–
Araştırmalara göre dünya nüfusunun yüzde 10’undan fazlasını etkileyen kronik böbrek hastalığı (KBH), 2040 yılına kadar dünya genelinde en sık ölüm nedenleri arasında beşinci sırada yer alabilir. Türkiye’de de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastalığı ile mücadele ediyor.
Türkiye’de kronik böbrek hastalığının (KBH) artan yüküne dikkat çekmek, uluslararası hedefler doğrultusunda ulusal stratejileri belirlemek ve kurumlar arası iş birliğini güçlendirmek amacıyla Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından düzenlenen “Küresel Hedeflerden Ulusal Eylemlere: Böbrek Sağlığının Güçlendirilmesi Çalıştayı”, TÜSEB Aziz Sancar Araştırma Merkezi’nde gerçekleştirildi.
AstraZeneca’nın koşulsuz desteği ile yapılan çalıştayın raporunda yer alan veriler, kronik böbrek hastalığının (KBH) “sessiz” ilerleyişini bir kez daha gözler önüne serdi. Dünya genelinde KBH farkındalığının yaklaşık yüzde 10 olduğu belirtilirken, DIAKIT verilerine göre Türkiye’deki diyabetik böbrek hastalarında farkındalık oranı yüzde 9,4 gibi oldukça düşük bir seviyede seyrediyor.5 Erken evrelerde her 10 hastadan sadece 1’i hastalığının farkındayken, ileri evrelerde bile bu oran 4/10 seviyesinde kalıyor. Mevcut verilerin, önleyici sağlık hizmetlerinin önemini ortaya koyduğu rapora göre Türkiye’de diyabet prevalansı yüzde 16,6, hipertansiyon prevalansı ise yüzde 32 seviyesinde. Ülkemizde tuz kullanımı ise OECD ortalamasının iki katı. DIAKIT verilerine göre erişkin diyabetik hastalar üzerinde yapılan kohort çalışmasında, KBH prevalansı yüzde 25,1 olarak saptandı.
Böbrek sağlığında koruyucu yaklaşımlar
Sağlıklı Yaşam Bilinci ve İş Birlikleri: Millî Eğitim Bakanlığı ile stratejik bir ortaklık kurularak, böbrek sağlığı bilinci eğitim müfredatına entegre edilmelidir. Çocukluk çağı obezitesiyle mücadele, tuz/şeker tüketiminin azaltılması ve düzenli egzersiz bir eğitim politikası olarak ele alınmalıdır.
Gıda Endüstrisi ve Düzenlemeler: Tarım ve gıda sektörüyle koordinasyon sağlanarak, işlenmiş gıdalarda tuz ve şeker oranlarının aşağı çekilmesi için yasal düzenlemeler uygulanmalıdır.
Toplumsal Farkındalık ve Sağlık Okuryazarlığı: Vatandaşın kendi sağlığı üzerindeki sorumluluğunu artıran, medyanın doğru bilgi yaydığı bir ekosistem kurulmalıdır. Toplumun böbrek sağlığı açısından gerekli sağlık hizmetlerine katılımının artırılması amacıyla, nitelikli ve sürekli sağlık eğitimi faaliyetlerinin ve kitlesel iletişim araçları yoluyla duyuru ve etkinliklerin planlanması, uygulanması ve etkilerinin değerlendirilmesi önem taşımaktadır.
Risk Odaklı Tarama: Diyabet ve hipertansiyon hastaları, obez bireyler, ailede kronik böbrek ve kalp damar hastalığı olanlar ve 65 yaş üzeri bireyler öncelikli risk grubu arasındadır. Bu gruplarda serum kreatinin ölçümü ile GFR (Glomerüler Filtrasyon Hızı) takibi ve idrarda albümin ve kreatinin ölçümü ile albümin-kreatinin oranı saptanması standart klinik protokol haline getirilmelidir.
Hastalık Yönetim Platformu (HYP) ve Dijital Entegrasyon: Aile hekimlerinin HYP algoritmalarını aktif kullanımı teşvik edilmelidir. e-Nabız üzerinden uzman notlarına erişim ve dijital konsültasyon imkânları, hastaların fiziksel hastane ziyaretlerini azaltırken uzman görüşlerinin birinci basamağa ulaşmasını hızlandırmalıdır.
Sevk Zinciri Yönetimi: Uzman hekime erişimin aile hekimi süzgecinden geçtiği ve uzmanların sisteme geri bildirim verdiği bir yapı, sağlık sistemindeki gereksiz yığılmaları engelleyecektir.
Çalıştay hakkında açıklamada bulunan Prof. Dr. Hilmi Erdem Sümbül, “Kronik böbrek hastalığı, diyabet ve hipertansiyon gibi yaygın risk faktörleri nedeniyle giderek artan bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Bu çalıştayda ulusal dernek temsilcilerimizle küresel hedefleri ulusal ihtiyaçlarımızla buluşturarak, koruyucu sağlıktan dijital entegrasyona, yerli üretimden nitelikli iş gücü planlamasına kadar kapsamlı bir değerlendirme gerçekleştirdik. Kamu, akademi ve özel sektörün eş güdüm içerisinde hareket etmesi durumunda Türkiye, böbrek sağlığı yönetiminde sadece kendi vatandaşları için değil, tüm dünya için küresel bir model olabilir. Burada yer alan tavsiyelerin stratejik eylemlere dönüşmesi sayesinde toplum sağlığımız için çok önemli bir mesafe kat edebiliriz” dedi.









