google.com, pub-2571312230047356, DIRECT,f08c47fec0942fa0

Japon Bilim İnsanlarından Kişiye Özel Kanser Aşısı

Japon Bilim İnsanlarından Kişiye Özel Kanser Aşısı

Japon bilim insanı Prof. Dr. Tadao Ohno’nun geliştirdiği kişiye özel kanser aşısı, tıp dünyasında dikkat çekiyor. Aşı, hastanın kendi tümör dokusundan üretiliyor ve uygun hastalarda bağışıklık sistemini doğrudan kanser hücrelerine karşı harekete geçirebiliyor.

—-

Japon bilim insanı Prof. Dr. Tadao Ohno’nun 32 yıllık çalışması sonucu geliştirdiği kişiye özel kanser aşısı, tıp dünyasında dikkatleri üzerine çekti. Hastanın kendi tümör dokusundan elde edilen bu özel aşı, bağışıklık sistemini doğrudan kanser hücrelerine karşı harekete geçirmeyi hedefliyor.

Cell-Medicine, Inc. Başkanı ve CEO’su, Amerikan Klinik Onkoloji Derneği Onursal Üyesi Prof. Dr. Tadao Ohno, “Kanser hücrelerini öldürebilen önemli bağışıklık hücrelerinden biri sitotoksik T lenfositleridir (CTL). 1990’lara gelindiğinde, araştırmacılar farelerden CTL üretmeyi biliyordu. Ancak insanlarda bunun mümkün olmadığı düşünülüyordu. O dönemde, CTL üretmek için canlı kanser hücrelerine ihtiyaç olduğu sanılıyordu. Ben insan CTL’lerini üretmeye çalışıyordum ve şunu keşfettim: Laboratuvarda iyi büyüyen kanser hücre hatlarına karşı da CTL üretilebiliyordu. Ama bir sorun vardı: Bu CTL’ler hastaya geri verilemiyordu. Çünkü bu hücreler başka insanlara ait tümörlerden geliyordu. Başkasının kanserine karşı eğitilmiş CTL’ler, hastanın kendi tümörünü tanımıyordu. Kanser hastaları için ideal hedef, kendi tümör hücreleridir. Ama bu hücreleri çoğaltmak düşündüğümüzden çok daha zordu. Bu noktada şu soruyu sordum: Patoloji lamlarında bulunan, formalinle sabitlenmiş ve tamamen ölü tümör hücreleri kullanılabilir mi? 1995’te bunu test ettim ve işe yaradığını gördüm. Eğer bu ölü hücrelerle CTL üretilebiliyorsa; tümör dokusu küçük parçalara ayrılabilir, bağışıklık uyarıcılar (adjuvanlar) eklenebilir ve tekrar hastaya verilebilir. Böylece bağışıklık sistemi, tümöre karşı bir yanıt geliştirir. AFTV (Otolog Formalinle Sabitlenmiş Tümör Aşısı) da bu şekilde doğdu. 1994’ten beri yani 32 yıldır bu alanda çalışıyorum. Klinik uygulamalar ise 2000’lerin başında başladı.” dedi.

Klasik tedavilere ek tamamlayıcı yaklaşım 

AFTV aşısının güvenirliği ve yan etkilerine dair bilgi veren Tadao Ohno, “Güvenilir ve ciddi yan etkisi yoktur. Ancak, etkisi hemen ortaya çıkan bir tedavi değildir. Etkilerin görülmesi yaklaşık üç ay sürer; yani yavaş etkili bir tedavidir.  Bu nedenle, AFTV’yi tek başına hızlı sonuç alınması gereken durumlar için değil, daha çok tamamlayıcı bir tedavi olarak değerlendiriyorum. Radyoterapi ve kemoterapi gibi tedaviler hızlı etki gösterir, ancak çoğu zaman güçlü yan etkilerle birlikte gelir. Buna karşılık AFTV daha yavaş çalışır, fakat çok daha güvenlidir. Bu yüzden AFTV’yi, hızlı etki eden ancak yan etkileri ağır olabilen tedavileri destekleyen, onları tamamlayan bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum.” şeklinde konuştu.

2 haftalık aralıklarla 3 kür uygulanıyor

Aşının uygulanma şekli ile bilgi veren Dr. Tadao Ohno, “AFTV, deri altına (intradermal) enjeksiyon yoluyla uygulanır. Toplamda üç enjeksiyon yapılır ve bu uygulamalar genellikle iki haftalık aralıklarla gerçekleştirilir. Bu üç dozluk uygulama, bir tedavi kürünü oluşturur. Eğer tedavi sürecinin daha hızlı ilerlemesi gerekiyorsa, enjeksiyon aralıkları on güne ya da bazı durumlarda 1 haftaya kadar kısaltılabilir. Ancak aralıklar değişse bile toplam enjeksiyon sayısı yine üçtür. Prensip olarak, tek bir kür çoğu hasta için yeterli kabul edilir. Bununla birlikte, hasta ek tedavi almak isterse ve yeterli tümör dokusu mevcutsa, tedavi kürleri iki ya da üç kez tekrarlanabilir” ifadelerini kullandı.

Her hastaya uygulanamaz

Dr. Tadao Ohno, “AFTV’nin hangi hasta gruplarında etkili olduğunu belirlemeye yönelik çalışmalar hâlen devam etmektedir. Ancak bu tedavinin uygulanamayacağı bazı durumlar açık şekilde bilinmektedir. Öncelikle, otoimmün hastalığı bulunan hastalara AFTV uygulanamaz. Çünkü bu aşı bağışıklık sistemini güçlü şekilde uyarır ve mevcut otoimmün hastalıkların hızla kötüleşmesine neden olabilir. İkinci olarak, kanserin çok ileri evresinde olup kaşektik duruma gelmiş hastalar, yeterli hücresel bağışıklık yanıtı oluşturamaz. Bu nedenle bu grupta tedavi etkili olmaz. Üçüncü olarak, uzun süreli ve yoğun sitotoksik kemoterapi almış hastalarda kemik iliği ciddi şekilde zarar görmüş olabilir. Kemik iliği, T hücrelerinin öncülü olan genç lenfositleri üretemiyorsa, AFTV etkisini gösteremez. Benzer şekilde, uzun süreli steroid kullanımı da bağışıklık sistemini baskılayarak bu tedavinin etkisini azaltır. Ayrıca lösemi gibi katı tümör kitlesi bulunmayan kanser türlerinde de AFTV’nin uygulanması zordur.” dedi.

Aşı hangi kanser evresinde daha etkili?

Dr. Ohno, “Kanser türlerine ve evrelerine göre detaylı analizler henüz tamamlanmamıştır. Ancak bazı bulgular dikkat çekicidir. Özellikle meme kanserinde, ameliyat sonrası uzak metastaz gelişmiş ve evre 4 olarak sınıflandırılan hastalarda elde edilen sonuçlar oldukça çarpıcıdır. Radyoterapi ile birlikte uygulandığında, bu hastalarda metastazın tespit edildiği tarihten itibaren ölçülen 10 yıllık sağkalım oranı yüzde 50’nin üzerine çıkmıştır. Mart 2026 itibarıyla bu oran, söz konusu hasta grubu için dünyada bildirilen en yüksek sağkalım oranlarından biri olarak değerlendirilmektedir.” dedi.

Karaciğer kanserinde başarılı sonuçlar elde edildi

Dr. Tadao Ohno, “AFTV ile elde edilen ilk net ve güçlü sonuçlar karaciğer kanserinde görülmüştür. Bu çalışmada, ameliyat sonrası hastalığın tekrarını önleyici etkisi ortaya konmuş ve bulgular 2004 yılında yayımlanmıştır. Bunun yanı sıra meme kanserinde de umut verici sonuçlar elde edilmiştir. Günümüzde ise glioblastoma gibi agresif beyin tümörlerinde de bu aşının etkili olup olmadığını araştıran çalışmalar devam etmektedir.

Karaciğer kanserinde yapılan çalışmalarda, AFTV’nin ameliyat sonrası nüks riskini göreceli olarak yüzde 81 oranında azalttığı gösterilmiştir. En yüksek risk grubunda yer alan, tümör boyutu 5 santimetre veya daha büyük olan hastalarda bile bu azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P = 0.003). Bu sonuçlar ilk kez 2002 yılında Japonya’da bir bilimsel toplantıda sunulduğunda, etkisinin bu kadar güçlü olması nedeniyle pek çok kişi tarafından inandırıcı bulunmamıştır” şeklinde bilgi verdi.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.