Obezite Karakterinizde Saklı!

Obezite Karakterinizde Saklı!

Son bilimsel araştırmalar ilginç bir gerçeği ortaya koydu: kişilik özelliğine göre obezite riski artıyor. Araştırma sonucu 4 ana kişilik özelliği altında riskleri açıkladı. Buna göre; çevresi ve ailesindeki beslenme şekline göre beslenen ‘uyumlu kişiler’ obeziteye yatkın, sabit işler yapan ‘analitik kişiler’ obez, denetleyici kişiler ‘zayıf’, girişimci kişiler de yine obeziteye yatkın karakterlerdir.

Dr. Adnan Gökçel

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

Çağımızın en hızlı gelişen sağlık sorunu haline gelen obezitenin sebebi; kişinin karakter özelliğinde saklı…

Yapılan son bilimsel araştırma sonuçlarına göre;

*Uyumlu kişiler: çevresindeki kişilerin etkisinde kalanlar- ailesi ve arkadaşları çok yüksek kalorili beslenen kişiler de onlarla aynı tip besleniyor. Yüksek oranda yağ ve karbonhidrat içeren besinler tercih ediyor.

*Analitik kişiler: Genellikle bu kişiler aynı lokantaya gider, aynı masaya oturur aynı menüyü yer yani yaşam şekilleri sabittir.. Dolayısıyla yediği yüksek kalorili ise hep yanlış beslenir ve çoğunluğu obezdir. Yaş önemli değildir, vücut kitle endeksleri daha yüksektir.

*Denetleyici kişiler: bu tip karaktere sahip kişiler yaptıkları her şeyi denetledikleri için zayıftır… Onlar için yemek yemek zaman kaybıdır. Keyif için yemezler.

*Girişimci kişiler: yemek yemekten zevk alır ve değişik tatları denemek için arayış içindedir, bir nevi gurmedirler. Değişik yerlerde değişik tatları denemekten zevk aldıkları için genellikle kiloludur.

Kan grubu, genetik özellikler, yaşam şartı değişikliği ve çevresel faktörlerde obeziteye sebep olan diğer faktörlerdir.

Obezite karşı alınması gereken önlemler…

Öncelikle hazır gıdalarda içinde mısır şurubu bulunan ürünler kesinlikle yasaklanmalıdır. Glikoz denilen şeker hücre içine alındığında insülin salgısını direk uyarmaz. Ne yapar? Glikozun alt kademesinden girer. Karaciğerde yağlanma yapar ve hücre yapılarını bozar. Mısır şurubunda bulunan yüksek orandaki früktoz da için karaciğerde yağlanma ile insülin direncini artırıp, obezite, diyabete yatkınlığı, hücre yapısını bozduğu için kanser riskini de artırır.

Kanser ve beslenme

Kanser ya da yanlış beslenmenin başlangıcı 1960-70’lı yıllara dayanıyor. Bu yılların öncesinde sağlıklı yağlar kullanılırken (zeytinyağı, doğal tereyağı, hayvansal yağlar, Hindistan cevizi yağı vs.) sonrasında katı yağlar-margarin devreye girdi. Bitkisel, ayçiçek, mısır, kanola ve soya yağı devreye girdi. Bunların tümü zararlı. En ideali soğuk sıkma sızma zeytinyağıdır. Riveria asit oranı biraz daha yüksektir. Sızma dendiği zaman asit oranı yüzde1’in altı demektir. Hindistan cevizi gerçek tereyağı birbirine çok benzer. Orta ve düşük zincirli yağ asidi içerirler. Bunun önemi; bağışıklık sistemini güçlendirmesidir, bu da insülin duyarlılığını artırır, hücrelerin duvar yapısını düzenler. Dolayısıyla hücrelerdeki geçirgenlik artar. Ama ayçicek, mısır, kanola, soya yağları çoklu doymamış yağlardır. Dolayısıyla bunlar boşta karbon olduğu için hidrojenize olup, toksik durumuna geçebilir özellikle yüksek ısıya maruz kaldıklarında trans formuna geçip, düzelir. Trans yağlarda metabolik hastalıkların, kanserin altındaki en önemli nedenlerden birisidir. Karbon sayısı özelikle 12’nin altında ise yararlı, 14’ün üzerinde ise zararlıdır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.