Türkiye, Klinik Araştırmalar Yarışında Atağa Kalktı

Ekonomiye katkısı dolayısıyla ülkeler, çok uluslu klinik araştırmaların merkezi olabilmek için yoğun bir rekabet içine girdi. DSÖ verisine göre dünyada aktif klinik araştırma sayısında 17’inci sırada bulunan Türkiye, 2024 yılında 10. sırada yükseldi. AIFD (Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği) üyelerinin, 2024 yılı toplam klinik araştırma yatırım miktarı yüzde 69 artışla 17 milyar TL’yi aşarken, dolar bazında 520 milyon dolara yaklaştı. Son beş yılda yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 89,7’ye ulaştı. Yarışta ilk sıralarda ABD, Çin, Hindistan, Japonya, İran gibi ülkeler yer alıyor.
—
Ekonomiye büyük katkı sağlayacağı öngörüsüyle hareket eden ülkeler, çok uluslu klinik araştırmalar merkezi olmak için yarışa girdi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre aktif klinik araştırma sayısında 17’inci sırada bulunan Türkiye, 2024 yılında 10. sırada yükseldi. Yarışta ABD, Çin, Hindistan, Japonya, İran gibi ülkeler ilk sırada yer alıyor.
Ülkemizde yenilikçi ilaç ve tedavilere erişimi hızlandırmak, ilaç araştırma-geliştirme (Ar-Ge) alanındaki küresel rekabet gücünü artırmak için faaliyet gösteren Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AIFD), Türkiye’deki klinik araştırma yatırımlarına dair güncel veriler sunan Klinik Araştırma Yatırım Anketi’nin 2024 yılı sonuçlarını açıkladı. Toplantıda AIFD Genel Sekreteri Dr. Ümit Dereli, AIFD Sağlık Politikaları Direktörü Dr. Ecz. Nihan Burul Bozkurt, Ankara Şehir Hastanesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur ve TÜSEB Türkiye Aşı Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ateş Kara, anket sonuçlarının yanı sıra klinik araştırmalara dair güncel yaklaşımları birlikte değerlendirdi.
Klinik araştırma yatırımlarında yüzde 69 artış
AIFD üyeleri arasında yapılan anketin sonuçlarına göre klinik araştırmalar için yapılan toplam yatırım miktarı bir önceki yıla kıyasla yüzde 69 oranında artış göstererek 17 milyar TL’yi, dolar bazında ise bir önceki yıla kıyasla yüzde 22 oranında artışla 520 milyon dolara yaklaştı. Klinik araştırma yatırımlarında son 5 yılın ortalama yıllık büyüme oranı yaklaşık yüzde 89,7 oldu. Halihazırda devam eden klinik araştırma sayısı 645 olurken, araştırmalara katılan gönüllü sayısı ise 3 bin 437’ye yükseldi.
Kararlı politikalara ihtiyaç var
AIFD Genel Sekreteri Dr. Ümit Dereli, “Klinik araştırmalar yalnızca bugünün hastalarına umut sunmakla kalmaz; aynı zamanda yarının bilim, ekonomi ve toplumsal refahını da inşa eder. Günümüzde ülkeler, çok uluslu klinik araştırmaların merkezi olabilmek için yoğun bir rekabet içinde. 2023 yılı itibarıyla ABD bu alanda liderliğini sürdürürken, Çin ve Kanada gibi ülkeler de klinik araştırma yatırımlarını artırarak önemli oyuncular arasında yer aldı.
Türkiye ise son yıllarda ilaç endüstrisi destekli en fazla aktif klinik araştırmaya sahip ülkeler sıralamasında önemli bir ivme yakaladı. Türkiye’nin bu alandaki güçlü potansiyelini gerçeğe dönüştürmek için daha fazla iş birliği, vizyon ve kararlılıkla yürütülecek politikalara ihtiyaç var. AIFD olarak üyelerimizle birlikte Türkiye’nin klinik araştırmalarda bölgesel değil, küresel bir üs olabileceğine inanıyor ve bu hedefe ulaşmak için tüm paydaşlarla birlikte çalışmayı sürdürüyoruz.”
Bilim ve ekonomiye stratejik destek
Anket sonuçlarını değerlendiren AIFD Sağlık Politikaları Direktörü Dr. Ecz. Nihan Burul Bozkurt, şu ifadeleri kullandı: “Klinik araştırmalar yalnızca sağlık alanında değil; bilimsel kapasite ve ekonomik büyümemizi doğrudan etkileyen stratejik bir alandır. Son 5 yılın eğilimine bakıldığında, Türkiye’de klinik araştırmalara yönelik yatırım hacminin TL bazında ve gönüllü katılımcı sayısı açısından istikrarlı biçimde arttığı gözlemleniyor. 2024 verileri, Türkiye’nin bu alanda ciddi bir ivme yakaladığını ortaya koyuyor. Ancak sürdürülebilir başarı için klinik araştırma ekosistemine özel olarak ortaya konulan bütüncül strateji ve çok paydaşlı yol haritasının kararlılıkla takip edilmesi şart. Önceki yıllarda kamuoyu ile paylaştığımız ‘Türkiye İçin Klinik Araştırma Stratejisinin Faydaları’ raporumuzda, ülkemizin bu alanda sürdürülebilir bir gelişim göstermesi için 12 temel politika önerisi sunmuştuk. Bu kapsamda, hekimlerin teşvik edilmesinden etik kurullarda standardizasyona, veri altyapısının güçlendirilmesinden ruhsat öncesi faz 3 çalışmaların Ar-Ge kapsamına alınmasına kadar pek çok alanda sistemsel iyileştirmeler öneriyoruz. Klinik araştırmaların kalkınma planları başta olmak üzere, üst düzey politika belgelerinde de yer aldığını görmekten memnuniyet duyuyoruz.”
Kanser devrim yaratan klinik araştırmalar
Kanserin dünyada ve Türkiye’de giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunu hatırlatan Ankara Şehir Hastanesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur, şunları söyledi: “Ülkemizde her yıl 240 binden fazla kişiye kanser tanısı konuyor. Son 30 yılda 10 yıllık sağ kalım oranları yüzde 30’lardan yüzde 70’lere çıktı; birçok hastalıkta kişiselleştirilmiş tedavi seçenekleriyle hastalarımızın yaşam süresi, kalitesi ciddi biçimde arttı. Bu değişimi mümkün kılan, klinik araştırmalardır. Bugün dünyada en çok klinik araştırma onkoloji alanında yürütülüyor. Son 10 yılda kanser tedavisinde klinik araştırmalar sayesinde yaşanan değişim bir devrim niteliğinde. Örneğin, bugün kronik myeloid lösemi tanısı alan hastalar, sağlıklı bireylerle aynı yaşam süresine sahip. Akciğer kanseri gibi yaygın ve zorlu alanlarda bile elimizde artık onlarca onaylı ilaç var. İşte bu yüzden klinik araştırmalar çok değerli: Hastalara henüz onaylanmamış ama umut vaat eden tedavilere erişim sağlıyor, ‘artı bir şans’ veriyor. Biz hekimler için de bu sadece bilimsel bir süreç değil; hastaya kanıtlanmış yeni tedaviyi sunabilmenin mutluluğu. Klinik araştırmalar bizim için değil, hastalar için var. Bu alanda Türkiye olarak üzerine koyarak ilerliyoruz. Hasta memnuniyeti, bilimsel katkı ve uluslararası iş birlikleriyle her geçen gün daha da güçleniyoruz.
Türkiye, klinik araştırma yarışında güçlü bir oyuncu
Klinik araştırma süreçlerinden gönüllülüğe kadar birçok alanda önemli gelişmeleri aktaran, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve TÜSEB Türkiye Aşı Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ateş Kara şunları söyledi: “Klinik araştırmalar, bir hayalle başlar ama bu hayalin tedaviye dönüşmesi binlerce adımlık zorlu ve titiz bir sürece bağlıdır. Bugün bir molekülün faz 1’den faz 3’e ulaşma oranı yalnızca binde 14, ruhsat alabilme oranı ise bin molekülde 1,5’tir. Bu veriler, klinik araştırmaların ne denli seçici, bilimsel, güvenlilik odaklı bir sistem üzerine kurulu olduğunu çok net ortaya koyuyor. Bu sürecin temelinde gönüllülük var. Gönüllülerimiz sayesinde, milyonlarca insanın hayatına dokunan yeni nesil tedaviler mümkün oluyor. Ancak kamuoyunda çok az bilinen kritik bir gerçek var: Klinik araştırmalarda gönüllünün klinik çalışmadan kaynaklı ciddi bir yan etki yaşama olasılığı çok çok düşük olduğu ve ülkemizde bugüne kadar yapılmış olan çalışmalardaki güvenlik değerlendirmelerini, TÜSEB ve Türkiye Aşı Enstitüsü olarak gerçekleştirdiğimiz çalıştaylarla sigorta sektörüne aktardık. TİTCK ve AIFD ile birlikte yürüttüğümüz klinik araştırma süreçlerine yönelik biz dizi çalıştay sonucunda, bu bilimsel kanıtların da paylaşımı klinik araştırmalardaki sigorta primlerinin kayda değer biçimde düşmesini sağladı. Bu kazanım sadece finansal bir iyileşme değil; daha fazla hastaya ulaşma, araştırma süreçlerini hızlandırma ve sağlıkta yerli üretim kapasitemizi güçlendirmek için stratejik bir gelişme. Türkiye bu alanda çok önemli avantajlara sahip. Güçlü bir sağlık kayıt altyapı, yüksek hasta çeşitliliği ve klinik deneyim açısından öne çıkan merkezlerimiz var. Bugün Dünya Sağlık Örgütü verisine göre Türkiye, endüstri ya da akademi destekli ayrımı yapmaksızın, tüm fazlara baktığımızda toplam aktif klinik araştırma sayısında 2024 yılında dünyada 10. sırada yer alıyor. Bu sıralama, ülkemizin küresel araştırma yarışında güçlü bir oyuncu olmaya aday olduğunu gösteriyor’’ dedi.









