Diziler Ruh Sağlımızı Bozuyor mu?

17.10.2012
73
Diziler Ruh Sağlımızı Bozuyor mu?

ruhTürk televizyonlarında her sezon 200’den fazla dizi yayına giriyor, bazıları yayından kaldırılırken; bazıları da halk tarafından çok seviliyor, izlenme rekorları kırıyor ve yıllarca devam ediyor. Türk halkı neden son dönemde dizilere bu kadar meraklı hale geldi? İnsanlar dizilerden nasıl etkileniyorlar? Ruh sağlığımız bozuluyor mu?

Dr. Cem Keçe
CİSED Genel Başkanı

Televizyon bir eğlence ve bilgilendirme aracıdır. Televizyonun temel misyonu hoşça vakit geçirtmek, biraz da olsa günlük hayatın sıkıntılarından kişiyi uzaklaştırmak ve dünyada olan biten konusunda bilgi vermektir. Eskiden beri Türk halkı olarak dizi izlemeyi seviyoruz. Geçmişte Dallas vardı, tüm Türkiye nefesimizi tutup Dallas’ı seyrederdik. Bir dönem Brezilya dizileri modaydı, konu komşu bir araya gelinip dizinin baş kahramanı fakir kız Maria’nın zengin oğlan Fernando ile olan aşkı seyredilirdi, yeri geldiğinde Maria ile birlikte gözyaşı dökülür ve dizi üzerine yorumlar yapılırdı. Bu hem bir vakit geçirme, hem de belki de bir rahatlama, günlük hayatın stresinden uzaklaşma yoluydu.

 

Diziler Toplumun Aynısıdır

Televizyon sayısı arttıkça dizi sayısı da arttı ve dizilerin içerikleri de değişti. Günümüzde çok sayıda dizi var ve dizilerdeki ortak konular genellikle aşk, yasak aşk, karşılıksız aşk, aşk üçgeni, şiddet, ihanet, cinayet, sürekli mutsuzluk, huzursuzluk, gözyaşı. Olumlu ve umut verici bir konuya rastlamak gerçekten çok zor. Bu durum haliyle bu dizileri izleyenlerin psikolojilerini de olumsuz etkileyebiliyor. Diziler aslında hayatın aynasıdır, toplumda var olanı yansıtır. Tabi bir yandan da bir hayal dünyası oluşturulur, dizilerde hiçbir şey imkansız değildir ve kişilerin hep sahip olmak istedikleri hayatlar onlara gösterilebilir. Kişi dizideki bir karaktere kendini yakın hissedebilir, onun saç stilini ya da giyim tarzını beğenebilir, o diziyi izlerken kendini farklı bir dünyada hissedebilir. Önemli olan hayalle gerçeği karıştırmamaktır. Bir açıdan bakıldığında kişiyi günlük hayatın stresinden uzaklaştırıp güzel yalıların, zenginliğin, lüks arabaların, aşkların olduğu bir dünyaya götürmesi olumlu bir şeyken, bir yandan bakıldığında da kişi gerçek hayatta bunlara sahip olamamanın üzüntüsü ile kendini kötü hissedebilir ve bunalım yaşayabilir. Özellikle ergenler ve gençler bu durumdan etkilenebilirler.

Kendini Ifade Etmeyen Bir Toplumuz

Son dönemin en popüler dizileri Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Kurtlar Vadisi, Ezel, vb. de aşk, ihanet, aile içi çatışmalar, şiddet, intikam ve cinayetler fazlaca yer alıyor. Bu dizilerde neredeyse huzurlu ve mutlu geçirilen hiçbir an yok ya da her mutlu andan sonra mutlaka kötü bir haber alınıyor. Dizi karakterleri mutlu olduklarına bile sevinemiyorlar. Gözyaşı, acı, üzüntü daha fazla ilgi çekiyor. İhanet çok normal bir kavrammış gibi karşılanıyor. Evlilik kavramı artık farklı algılanmaya başlandı. Birlikte yaşama, babasız çocuk sahibi olma doğal karşılanır hale geldi. Zaten ensestin, tecavüzlerin, tacizlerin, aile içi şiddetin yaygın olduğu bir toplumuz. Toplum mu dizilerin konularını belirliyor yoksa diziler mi toplumu etkiliyor, bu konuda uzmanlar araştırmalar yapmalılar. Belki de bu diziler şu an toplumun geldiği son durumu yansıtıyor olabilir.

 

Senaryo Hazırlanırken Uzman Desteği Alınmalı

Yetiştiriliş tarzı itibariyle toplum olarak genelde duygu ve düşüncelerimizi fazlaca dile getirmeyen, hakkını aramayan, kendini ifade etmekte güçlük çeken bir toplumuz. Bu nedenle de dizilerde izlediklerimiz belki de olmak istediğimiz karakterlerdir. Her insan bir durumdan aynı şekilde etkilenmez. Bir kişi için olumlu olan diğer kişi için olumsuz anlam taşıyabilir. Diziler %100 halkın ruh sağlını bozar diyemeyiz, ancak kişilerin etki altında kalması ve olumsuz eylemlerde bulunmaları mümkündür. Bu diziler hazırlanırken olası etkileri iyi bir şekilde tahlil edilmeli ve mutlaka sosyal psikoloji alanında bilgili uzmanların desteği alınmalıdır.

 

Farklı Programlar Yapılmalıdır

İnsanımız gülmeyi unuttu komedi dizileri daha fazla olmalı. Cinsellik, evlilik, aile konuları hakkında daha bilgilendirici ve halkı olumluya yönelten programlar yapılmalı. Televizyonlarımız cinsellikle ilgili programlardan kaçınıyor, oysa ki şu an halkımız en fazla bilgiye ihtiyaç duyduğu konulardan biri cinselliktir. Mutsuz evliliklerin ve aile içi sorunların çoğunun kaynağı cinselliğe dayanmaktadır. Televizyon kanallarının bu konuya da dikkatini çekmek istiyoruz. Çünkü kadınların %80’ninde, erkeklerin %70’inde cinsel sorun bulunan bir toplumda, cinsel sorunları işleyen bir dizi hala yok, bu çok önemli bir çelişkidir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.