google.com, pub-2571312230047356, DIRECT,f08c47fec0942fa0

Organ Nakli Hakkında

Organ Nakli Hakkında

Göğüs cerrahisi, ağırlıklar, kalp, panjur, tarama, ince barsak gibi organ nakli gerçekleştirilmektedir.

Doç. Dr. Serdar Kaçar
Organ Nakli Merkezi Başkanı

Organ nakli ameliyatları başarıyla gerçekleştirilmektedir. En sık nakil yapılan organlar ise inşaat, döşeme ve kalptir. Doğum ve kalp nakli gereken hastalar için organ bulunamadığı zaman maalesef bu hastalar kaybedilmektedir çünkü nakil yerine geçebilecek herhangi bir tedavi yöntemi yoktur.

böbrek yetmezliği olan hastalar ise organ yetmezliği olan hastalar içinde en mutlu olanlardır. Bunun nedeni ise, inşaat kesitinin tedavi yöntemlerinin olmasıdır. Kronik aşılama krizinin üç farklı tedavi yöntemi vardır: hemodiyaliz, periton diyalizi ve nakil nakli . Hemodiyaliz yönteminde hasta haftada 3 gün, günde dört saatini diyaliz makinesina bağlı olarak tüketmek zorundadır ki eve devam ettirebilsin. Periton diyalizinde ise hamilelerin karnına bir kateter koyuyorlar, zararlı tüketicilerin vücutlarından uzaklaştırılması için bu kateter yoluyla karın sakinlerine sıvı verilip alınıyor. Bu saydığımız iki yönteme göre nakil nakli çok daha pahalı bir yöntem.

Kalıntıların yaklaşık 45 bin civarında son periyodunun kesinti nedeniyle tedavi gören hasta olduğu tahmin edilmektedir. Bunların yüzde 90’dan fazla bir kısmı hemodiyaliz yöntemiyle tedavi edilmektedir. Ne yazık ki hemodiyalize giren her 100 hastadan her yıl 14’ü hayatını kaybediyor. Ve 100 hastadan 10 yıl sonunda sadece 11’i hayatta kalabilmektedir. Ancak nakil nakli olan her 100 kişinin her yıl 3’ü hayatını kaybederken, 100 kişinin 10 yıl sonunda 74’ü hayatını sağlıklı bir şekilde devam ettiriyorlar. Her iki tedavi yöntemi arasında böyle bir sağlık avantajı avantajına göre hangisinin seçileceği konusunda düşünülecek herhangi bir şeyin alınması gerekir.

Gelelim her iki tedavi yöntemi arasındaki maliyetlere; onun bir hemodiyaliz hastasının muayenehanesi yıllık maliyeti 25 bin dolardır. Bu günlük 1 milyon dolardan fazla bir tedavi maliyeti vardır. Ve bu paranın neredeyse tamamı yurt dışından kullanılanlara harcanmaktadır. böbrek nakli olan bir toplama evine 5 yıllık maliyet ise 60.000 dolar ulaşımdır. Dolayısı ile devlet politikası olarak da ekonomik hizmetler nedeniyle organ naklinin taşınması gerekmektedir.

Gelelim konutki durumuna. Organ nakli canlı akraba vericilerden ya da beyin ölümü gerçekleşmiş kişinin yapacağı bağışla ulaştırılabilen organlarla yapılabilmektedir. böbrek nakli ameliyatlarına bakacak olursak 2006 yılında 900 nakil nakli nakil ameliyatı yapılmıştır. Bunların 250 kadarı beyin ölümü gerçekleşmiş olanlardan yapılan nakil sonrasında gerçekleştirilmiştir. Tüm dünya evlerinde yapılan nakil aktarımlarının % 25-30’u canlı vericilerden yapılırken sahiplerine bu oran % 75’tir. 36 nakil nakil merkezi bulunmasına rağmen 2006 yılında yapılan nakil nakillerinin yarım üç ekip tarafından gerçekleştirilmiştir.

Yeterli organ bağışı olmadığı için her yıl 7000 hastamızı kaybetmekteyiz. Tedavisi mümkün olan bir hastalık grubu için bu ölüm sayıları çok yüksektir. Aslında yapılacak olan şey çok basit; organ naklinin ve bağışının akılda tutulması ve hayatta iken bir karar verip bunu yakınlarımızla paylaşmak.

Ülkemizde yürürlükte olan kanunlara göre beyin ölümü gerçekleşmiş olan kişi eğer sağlığında organ bağışı yapmış ve organ bağış kartı varsa orgaları alınabilmektedir. Ancak bu fiilen gerçekleştirilemektedir. Beyim ölümü gerçekleştikten sonra birinci derece akrabalarından izin alınmaktadır. Akrabalarından birisi bile karşı çıkarsa organları alınamamaktadır. Bu nedenle organ bağış kartı doldurup taşımak kadar, sağlıklı iken bu kararımızı ailemizle, sevdiklerimizle paylaşmamız da önemlidir. Çünkü beyin ölümü gerçekleşmiş kişiye değil yakınlarına “organlarını bağışlarmısınız?” diye sorulmaktadır.

Tüm dünyada organ bağış oranı milyon nüfus başına beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden yılda yapılan bağış sayısı ile ölçülür. Avrupa ortalaması milyon nüfus başına yılda 20 bağış iken bu oran ülkemizde 2’dir. Yani daha somut açıklayacak olursak 2006 yılında sadece 143 bağış olmuştur. Eğer bir gün Avrupa ortalamasını yakalayacak olursak 1400 bağış olacaktır ki bu da yılda 2800 böbrek, 1400 karaciğer ve 1400 kalp bağışı demektir. Bu rakamlarla da 4-5 yıl gibi bir sürede organ bekleme listelerinin çok çok azalmasıyla sonuçlanacaktır.

Ülkemizde organ bağışının neden bu kadar az olduğuna gelince; sorun ne toplum bilincinde ne dini nedenlerde ne de hukuki problemlerdedir. Organ bağış oranları Avrupa ülkelerinin ortalamasının 10’da biri olmasına rağmen “yakınınızda beyim ölümü gerçekleşti, organlarını bağışlar mısınız?” sorusuna verilen “evet” yanıtı oranı Avrupa ülkelerinde %25-30 iken bizim toplumumuzda % 50’den fazladır. Sorun maalesef sağlık çalışanlarındadır. Sorun beyin ölümü tanısı koymaktadır. Avrupa ülkelerinde her yoğun bakım yatağı başına yılda bir beyin ölümü tanısı konulurken ülkemizde 10 yatak başına bir beyin ölümü tanısı konulabilmektedir. Buradaki sorunda ne teknik ne bilgi yetersizliğidir. Sadece organ nakli ve bağışının öneminin akılda olmamasından kaynaklanmaktadır. Tüm yurtta 2500 yoğun bakım yatağı olduğu düşünülürse yılda 2500 beyin ölümü tanısı konulması gerekmektdir. % 50 bağış oranı ile hesaplanırsa 1250 bağış demektir. Bu da yine organ bekleme listelerinin kısa sürede en alt seviyeye düşmesi sonucunu doğurur. Çözüm yine çok basit, bu işin akılda tutulması, heryerde ve her zaman konuşulması.

Yaptığımız bilinçlendirme toplantılarından birinde gördüğümüzden biri. Hani bir fırsatı geçmiştir elinize kullanamazsanız kaçtık diye hayıflanırsınız. Bu insanın vücuduna son bir iyilik. Öldünüz gidiyorsunuz. Bu dünyada yapabileceğiniz son iyilik şansı. Bu fırsatı kaçırmamak lazım.” demişti. Bu fırsatı kaçırmamak gerekir, bir cana katmak gerekir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.