Sonbaharda Cilt Ne İster?

Yazın yorgunluğunu cildinizden silmek için öncelikle sonbaharda cilt ne ister sorusuna doğru yaklaşımla cevap aramak gerekir. Medikal Estetik Uzmanı Dr. Ayhan Yardımcı bu dönemde en sık yapılan yanlışı açıkladı: “Sonbaharın hedefi gençlik değil, dinçlik olmalıdır. Bunun için de ilk adım “Hangi işlemi yaptırmalıyım?” yerine “Cildimin şu anda neye ihtiyacı var?” sorusunu sormaktır.”
—-
Yaz bitti sonbahar geldi. Cilt güneşten yoruldu, yıprandı, bakım zamanı geldi. Enda Clinic Medikal Estetik Uzmanı Dr. Ayhan Yardımcı, Eylül-Ekim aylarında “Doğru adım yüzü değiştirmek değil, yazın ardından yorulan cildin yeniden desteklenmesi” olduğunu söyledi.
Genç görünmekten önce dinç görünmek
Güneşin olumlu etkilerinin yanı sıra cildi küstürdüğünü de bilmek gerekir. Sonbahar, doğru işlem ve uzman ellerde yüzü yeniden gülümsetmek zamanıdır.
Dr. Ayhan Yardımcı bu dönemde yapılan en büyük yanlışın, genç görünmek isteği olduğu belirterek şu açıklamaları yaptı: “Sonbaharda ilk adım genç görünmek olmamalı, dinç görünmek olmalıdır. Yaz boyunca deniz, kum ve güneşin keyfini çıkarırken cilt de bu mevsimin etkilerini doğrudan yaşıyor. Eylül ayıyla birlikte tatil havası yerini işe, okula ve günlük hayatın koşuşturmasına bırakırken dermatoloji ve medikal estetik kliniklerinin kapısı da daha sık çalınmaya başlıyor. Çünkü yaz sonunda aynaya bakıldığında güneş lekelerinden kuruluğa, ton eşitsizliklerinden belirginleşen çizgilere kadar pek çok değişiklikle karşılaşılabilir. Sorulması gereken sorular öncelikle:
Yaz ayları cildi nasıl etkiler? Sonbahara girerken cildin gerçekten neye ihtiyacı var? Botoks, dolgu, somon DNA ve cilt kalitesini artırmaya yönelik uygulamalar ne zaman gündeme gelmelidir?

Güneş sadece bronzlaştırmaz
Güneşin cilt üzerindeki etkileri yalnızca bronzlaşmayla sınırlı değil. Özellikle uzun süre ve korunmasız şekilde güneşe maruz kalmak, zaman içinde cilt yaşlanmasının önemli nedenlerinden biri haline gelir. Yaz sonunda ciltte renk ve ton farklılıkları, lekelenme, kuruluk ve ince çizgilerin daha görünür hale gelmesi bunun sonuçları arasında.
Güneş altında istemsiz olarak gözleri kısmak, kaşları çatmak ve alın kaslarını daha fazla kullanmak da özellikle alın, kaş arası ve göz çevresindeki mimik çizgilerini belirginleştirebilir. Bu nedenle güneş koruyucu kullanımının yanı sıra güneş gözlüğü gibi fiziksel korunma yöntemleri de önem taşır.
Botoks uygulaması yaptıran kişiler açısından da yaz aylarında bazı noktalar öne çıkar. Yoğun sıcak, güneşe maruziyet ve yorucu fiziksel aktiviteler sonrasında botoksun etkisinin daha kısa sürdüğünü düşünen kişiler olabilir. Botoksun kalıcılığı kişiden kişiye değişebildiği için uygulama sıklığının mutlaka kişinin ihtiyacına göre hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir.
25 yaşındaki ciltle 50 yaşındaki cilt aynı değil
Yaş ilerledikçe cildin ihtiyaçları da değişir. Genç yaşlarda mimiklerle ortaya çıkan çizgiler yüz dinlendiğinde kaybolabilirken, yıllar içinde aynı hareketlerin tekrarlanmasıyla bu çizgiler kalıcı hale gelebilir.
Bunun temelinde yalnızca mimikler yoktur. Yaşla beraber cildin nem tutma kapasitesi, elastikiyeti ve destek dokularında da değişiklikler meydana gelir. Bu nedenle 20’li yaşlardaki bir kişinin kaşlarını çatmasıyla ileri yaştaki kişinin aynı hareketi yapmasının cilt üzerindeki sonucu aynı olmayabilir.
Özellikle alın, kaş arası ve göz çevresindeki çizgiler zaman içerisinde mimik yapılmadığı anda da görünür hale gelmeye başladığında artık “statik çizgilerden” söz edilir.
Düzenli botoks için belirli bir yaş var mı?
Burada tek bir yaş sınırından söz etmek yerine kişinin mimik gücü, cilt yapısı, mevcut çizgileri ve beklentilerinin değerlendirilmesi daha doğru yaklaşımdır. Bazı kişilerde 20’li yaşların sonlarında belirgin mimik çizgileri görülürken bazı kişiler çok daha ileri yaşlarda uygulamaya ihtiyaç duyabilir. Dolayısıyla botoksun herkese belirli bir yaştan itibaren yapılması gereken rutin bir işlem olarak görülmemesi gerekir.
Eylül ayında cilt neden yorgun görünür?
Yaz sonunda cildin en sık verdiği sinyallerden biri mat ve yorgun görünümdür. Güneşe maruz kalmanın ardından cilt tonundaki eşitsizlikler daha görünür hale gelebilir. Sonbaharla birlikte hava koşullarının değişmesi de ciltteki nem kaybı ve kuruluk hissini artırabilir. Tatil dönemindeki uyku, beslenme ve günlük rutin değişiklikleri de eklendiğinde kişi aynaya baktığında daha solgun ve yorgun bir yüzle karşılaşabilir. Bu dönemde amaç yalnızca kırışıklıkları ortadan kaldırmak değil, cildin ihtiyaçlarını doğru belirlemek ve cilt kalitesini desteklemek olmalıdır.
Bu nedenle sonbahar döneminde nem ve cilt kalitesini desteklemeye yönelik uygulamalar, kişinin ihtiyacına göre gündeme gelebilir. Halk arasında “gençlik aşısı” olarak adlandırılan uygulamalar ve polinükleotid içerikli enjeksiyonlar da bunlar arasında yer alır.
Yüzü görünmez bağlar taşır
Yaşlanma yalnızca cilt yüzeyinde gerçekleşmez. Yüzün daha derin katmanlarında bulunan yağ dokuları, kemik yapısı ve yüzü destekleyen ligamentlerde de zaman içerisinde değişiklikler meydana gelir. Bu değişimler yüzün bazı bölgelerinde hacim kaybı ve aşağı doğru yer değiştirme görünümüne katkıda bulunabilir.
Ligamentleri, bir tabloyu duvara sabitleyen çivilere benzetmek mümkün. Nasıl ki çiviler tabloyu belirli noktalardan duvarda tutuyorsa, yüzün anatomik destek yapıları da dokuların konumunun korunmasına katkı sağlar.
Elmacık kemiği çevresi, göz çevresi, burun kanatlarının yakınları, çene hattı, kulak önü, ağız çevresi ve çene ucu yüzün destek yapılarının önem taşıdığı bölgeler arasında.
Medikal estetikte hyalüronik asit dolgular bazı hastalarda yalnızca belirli bir bölgeye hacim kazandırmak amacıyla değil, yüzün anatomik yapısına uygun biçimde stratejik destek sağlamak amacıyla da kullanılabilir.
Ancak hangi noktalara, ne miktarda ve hangi derinlikte uygulama yapılacağı yüz anatomisine ve kişiye göre değişir.
Amaç yüzü tamamen değiştirmekten çok, uygun hastalarda kaybolan desteği kontrollü biçimde yerine koymak ve daha dinç bir görünüm elde etmek olmalıdır.
Somon DNA nedir?
Son yıllarda adını sık duyduğumuz uygulamalardan biri de kamuoyunda “somon DNA” olarak bilinen polinükleotid içerikli enjeksiyonlardır. Bu uygulamalarda kullanılan biyouyumlu polinükleotidlerin cildin yenilenme süreçlerini desteklemesi hedeflenir. Temel yaklaşım, yaşlanmayla birlikte işlevleri değişen cilt dokusuna rejenerasyonu destekleyebilecek bir ortam sağlamak olmalıdır. Bunu basitçe, hücrelerin ihtiyaç duyduğu yapı taşlarını dışarıdan desteklemek şeklinde düşünmek mümkün.
Uygulamalar özellikle cilt kalitesi, nem, elastikiyet ve daha canlı bir görünüm hedeflendiğinde tercih edilebilir. Ancak botoks ve dolgu gibi işlemlerde olduğu gibi polinükleotid uygulamalarında da kişinin cilt yapısı, beklentileri, sağlık durumu ve diğer uygulamaları birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir plan oluşturulması gerekir.
Sonbaharın hedefi: Gençlik değil, dinçlik
Eylül aslında yalnızca yazın bitişi değil, hayatın yeniden hızlandığı bir dönem. İşe dönüş, okulların açılması ve günlük rutinin yeniden başlamasıyla birlikte insanlar kendilerini daha enerjik hissetmek kadar daha dinç görünmek de ister.
Ancak sonbahar bakımında herkese aynı işlemi uygulamak yerine yaz boyunca ciltte meydana gelen değişikliklerin değerlendirilmesi önem taşır. Bir kişinin temel problemi kurulukken diğerinde güneş lekeleri, belirgin mimik çizgileri veya hacim kaybı ön planda olabilir. Unutulmaması gereken nokta: Sonbaharın hedefinin gençlik değil, dinçlik olmasıdır.









