Eşcinsellik Dosyası

Eşcinsellik yüzyıllardır yaşamın tam ortasında varlığını koruyan ancak yeni yeni tartışılmaya ve kabullenilmeye başlanan bir olgu. Nedenleri nelerdir, ruhsal bir bozukluk mudur, tedavisi var mıdır?
Dr. A.Cem Keçe
CİSED
Gerçek, yalancı ve gizli eşcinsellik nedir? Çocuğunun eşcinsel olduğunu öğrenen aile nasıl davranmalıdır? Travesti ile eşcinsel arasındaki fark nedir? Bu soruların cevaplarını merak edenlerin soluksuz okuyacağı, doyurucu bir yazı…
Dünya kadar eski olan eşcinsellik; kişinin cinsel olarak kendi cinsine ilgi duymasıdır. Eşcinseller için yaygın olarak kullanılan isimlerden biri de ‘homoseksüel’dir.
Eşcinsellik ruhsal bir bozukluk mudur?
Ruhsal bozukluk veya anormal davranış, göreceli kavramlardır. Yaşadığı toplumdaki kişilerin çoğunluğunun değer yargılarını benimseyen ve toplumun geneline uygun davranan birey normal, aykırı hareket eden birey ise anormal olarak adlandırılabilir. Bu açıdan bakıldığında eşcinsellik anormal bir davranış olarak görülebilir. Ancak ruhsal bir bozukluk olup olmadığını belirleyen en önemli etken, kişinin kendini nasıl hissettiğidir. Eşcinsellerin kendilerini suçlu, huzursuz, yalnız, depresif, sıkıntılı ve gergin hissetmeleri sık rastlanan bir durumdur. Bu açıdan bakıldığında eşcinsellik bir ruhsal bozukluktur; bir cinsel eğilim veya cinsel kimlik bozukluğudur.
Eşcinsellikte ne nedir?
Ülkemizde eşcinsel denince çoğu kişinin aklına ağır makyajlı şarkıcılar, travestiler, kırıtarak yürüyen ve kadınsı giyinip konuşan dar blue-jean’li genç erkekler gelir. Tabii bu durum bir kavram karmaşasını da beraberinde getiriyor:
Travesti ve eşcinselin farkı nedir?
Eşcinsel; kendi cinsine ilgi duyan kişidir. Biseksüel; her iki cinse de ilgi duyan, heteroseksüel ise karşı cinse ilgi duyan kişidir. Lezbiyen; eşcinsel kadını tanımlar. Gay ise eşcinsel erkektir. Travesti; kendi biyolojik cinsiyetinden memnun olan ve karşı cinsin giysilerini giymekten hoşlanan kişidir. Transseksüel ise kendi biyolojik cinsiyetinden memnun olmayıp karşı cinse geçmek isteyen ya da geçmiş kişidir. Homofobi, eşcinsellere yönelik duyulan kaygı, korku ya da nefret olarak tanımlanabilir. ABD’de yapılan araştırmalara göre, erkeklerin yüzde 20’si, kadınların yüzde 18’i eşcinsel eğilim göstermektedir. Ülkemizde ise bu oranın yüzde 12 olduğu sanılmaktadır. Ancak konunun hassasiyeti ve gizli eşcinsellerin sayısı göz önüne alındığında bu oranın daha fazla olması muhtemel.
Daha çok ergenlikte fark ediliyor
Bir kısım eşcinsel, eğilimlerini çoğunlukla uzun süren ve kendileri için tatmin edici olan heteroseksüel bir cinsel yaşam sonrası fark edebilir. Bir kısmı da ömürleri boyunca bu kimliklerini gizli tutmakta ve eşcinsellikle ilgili düşünce ve duygularını eyleme geçirememektedir. Toplumda yaygın olan eşcinsellere yönelik kaygı, korku ya da nefret nedeniyle cinsel yönelimlerini bir süre reddederek kendilerini heteroseksüel ilişki kurmaya veya karşı cinse ilgi duymaya zorlarlar. Ama eşcinseller ilerleyen yıllarda, ekonomik ve toplumsal anlamda yer edindiklerinde, kendilerini daha rahat ifade edebilme yetisi kazandıklarında, sosyal konumları ve kişilikleri sağlamlaşıp kendilerine güvenleri arttığında eğilimlerini açığa vurmaya başlarlar.
Gerçek, yalancı ve gizli eşcinsellik nedir?
Açık eşcinsellikte kişi, eşcinsel duygu ve dürtülerinin bilincindedir; cinsel yöneliminin nesnesi bellidir. Toplumsal yargı ve baskılardan korkup bunalsa da ve bunu kendisi için sorun olarak kabul etse de; bu duygu ve dürtülerin doyurulmasını ister. Uygun eş bulunca kendisine haz veren cinsel eylemleri olur. İki tipi vardır:
1- Gerçek Eşcinsellik – Egosintonik Eşcinsellik: Eşcinsel eğilim, dürtü, duygu ve davranışlarından acı çekmeyen, bunaltı duymayan ve kendi benliği içinde uzlaşmış, eşcinselliğe uyum sağlamış kişilerdir.
2- Yalancı Eşcinsellik – Egodistonik Eşcinsellik: Eşcinsel eğilim, dürtü, duygu ve davranışlarından acı çeken, bunaltı duyan, benliğe yabancıeşcinselliği olan kişilerdir.
3- Gizli Eşcinsellik – Latent Eşcinsellik: Kişi, benliği tehdit eden, benlik tarafından kabul edilemez olan eşcinsel dürtü ve eğilimlerinin bilincinde değildir. Bu dürtülerin hem bilinçdışı güçlü bir etkinlik taşımaları, hem de benliğe yabancı olmalarından dolayı kişi bir yanda, bilinçdışı yasak ve kabul edilemeyen dürtü ve eğilimler; öbür yanda benliğin bunları bilinçten uzak tutma ve bu dürtülerle savaşma gereksinimi arasında kalır. Bu çatışma içinde kalan benlik kendisini aşırı erkeklik çabaları, maçoluk, aşırı eşcinsellik düşmanlığı gibi değişik savunma düzenekleriyle savunmaya çalışır. Burada amaç, bilinçdışı olarak, başkalarının kendisini eşcinselmiş gibi görecekleri korkusunu yenmek ve aşırı erkeksi davranışlarla eşcinsel olmadığını kanıtlamaktır.
Eşcinselliğin nedenleri nelerdir?
– Genetik yatkınlık, hormonsal bozukluklar,
– Çocukluk döneminde şiddete maruz kalmak, tacize ve tecavüze uğramak,
– Çocuklukta karşı cinsle ilgili yaşanmış kötü bir deneyim,
– Ciddi aile sorunları, aşırı otoriter bir babanın varlığı, baba veya figürlerinin çocuğun hayatında olmaması,
– Aşırı duygusal veya içine kapanık bir yapıya sahip olunması,
– Erken boşalma, iktidarsızlık, vajinismus veya disparoni gibi cinsel işlev bozuklukları nedeniyle yaşanan başarısız ve aşırı sorunlu cinsel deneyimler,
– Yanlış yetiştirilme; yani erkek çocukların kız gibi, kız çocukların da erkek gibi yetiştirilmesi,
– Ebeveynler başta olmak üzere yakın çevrede eşcinsel eğilimleri olan kişi veya kişilerin modellenmesi, örnek alınması, kızların daha yumuşak tavırları olan erkekleri, erkeklerin ise daha erkeksi tavırları olan kızları aralarına alma eğilimleri,
– Yazılı ve görsel medyanın eşcinselliği özendirici yayınları.
Eşcinsellik değiştirilebilir mi?
Cinsel terapistler öncelikle başvuranın üstündeki baskıları ve neden başvuruda bulunduğunu ortaya çıkarmalı ve cinsel terapinin hedefini netleştirmelidir. Çünkü cinsel terapiyle benliğe yabancı eşcinsellik değiştirilebilir. Esas olan eşcinsel kişinin değişime olan inancı ve isteğidir. Eşcinselliği heteroseksüellikten daha az arzulanır hale getirmeye ya da eşcinsellikten alınan zevki azaltmaya yönelik olan ve hipnoz altında psikodrama çalışmalarıyla desteklenen cinsel terapide başarı oranı çok yüksek olmasa da zaman zaman yüz güldürücüdür. Diğer bir yaklaşım biçimi ise özgüven artırıcı çalışmalarla birlikte heteroseksüel yeni bir ilişkiyi keşfetmelerine yardımcı olmak ve bu süre boyunca izlemektir.
Gerçek eşcinsellerin tedavisi çok zor
Kendi benliği içinde uzlaşmış, eşcinselliğe uyum sağlamış ama bu konuda halen sıkıntı duyan gerçek eşcinsellerin cinsel terapisinde, daha rahat konuşmaları konusunda cesaretlendirilmeye çalışılmalı, yaşadıkları duygu ve düşünceler normalize edilmeli ve eşcinselliğin topluma ters düşmekle birlikte saygın bir seçenek olarak yaşanabileceği vurgulanmalıdır. Ayrıca eşcinsel duygular ve aşkla ilgili suçluluk duyguları, aynı cinsten biriyle beraber gizli bir ilişki kurmanın yaratacağı zorluklar, eşcinsel ilişkideki cinsel güçlükler ve toplumla ilgili ortaya çıkabilecek çatışmalar gibi konularda mutlaka çalışılması gerekir.
Çocuğu eşcinsel olan ailelere uyarılar
– Kendini suçlu hisseden çocuğunuza dünyada tek eşcinselin kendisi olmadığı söyleyin ve asla evlendirmeye ya da heteroseksüel bir ilişkiye zorlamayın. Çünkü bu onları geri dönülmez bir yola sokabilir.
– Eşcinsellik hakkında daha ayrıntılı bilgi verilmesi, tıbbi ve ruhsal destek için profesyonel bir yardım alın.
– Dünyanın sonu gelmiş, çocuğunuz korkunç bir suç işlemiş ya da yüz kızartıcı bir durum varmış gibi davranmayın. Suçluluk, pişmanlık gibi duygulara kapılmayın ve bunu çocuklarınıza yansıtmayın. Eğer böyle davranırsanız onun yanlış yönlere sapmasına yardımcı olursunuz.
– Cinsel yönelimi ne olursa olsun, çocuğunuza sevgi gösterin; onu koşulsuz severek destek olun ve toplumla ilişki kurmasına çalışın, toplumdan kopmasına izin vermeyin.
Eşcinsellik ve aıds
Eşcinsellerin toplumun değer yargılarına uygun bir şekilde ve kapalı kapılar ardında özgürce cinsel tercihlerini ortaya koymalarında bir sakınca yoktur. Mesele sınırların aşılması sorunudur. Mesele topluma ve gençlerimize kötü örnek olacak şekilde eşcinsel yaşantının gözler önünde sergilenmesidir. Böylece toplumsal önyargılar oluşmakta ve eşcinseller tek gecelik ilişkilere zorlanmaktadır. Bu durum eşcinsellerin AIDS’in heteroseksüel nüfusa geçmesinden sorumlu kişiler olarak sıklıkla günah keçisi ilan edilmelerine ve AIDS görülme oranında artışlara yol açmaktadır.








