Göz Altı Dolgusu Sorununa Ultrason Çözümü

Göz altındaki yorgunluktan birkaç dokunuşla kurtulmak kulağa cazip geliyor. Ama göz çevresi, yüzün en ince bölgelerinden biri. Yanlış ürün, yanlış teknik ya da kişinin ihtiyacıyla uyuşmayan işlem, beklenenin tersini getirebilir. Medikal estetik alanında çalışan hekim Dr. Deniz Kaplan, “İstenmeyen bir sonuç oluştuysa ultrason bize yol gösterir. Ama ‘tek işlemle hallederiz’ cümlesinden önce doğru değerlendirme ve deneyimli hekim gelir” dedi.
—
Genç ve dinç bir görünüm beklentisiyle tercih edilen göz altı dolgusu, bazen istenmeyen sonuçlar bırakabiliyor. Dr. Deniz Kaplan bu noktada şu tavsiyede bulunuyor: “İstenmeyen bir sonuç geliştiyse, ultrasonla sorunun kaynağını belirlemek mümkün. Neyin, nereye, nasıl uygulandığı da önemli. Ama düzeltmenin ilk adımı doğru değerlendirme ve deneyimli hekim.”
Dr. Kaplan, işlemi yapmak kadar, sorun çıktığında neyin nerede nasıl düzeltileceğini bilmenin önemli olduğunu vurguluyor:
“Son yıllarda ameliyatsız estetik uygulamalara ilgi artıyor. Özellikle göz altındaki çöküklüğü ve yorgun görünümü azaltmayı amaçlayan dolgular çok tercih ediliyor. Ama göz çevresinde yapılan her işlem aynı sonucu vermiyor. Başarılı bir uygulama yalnızca ‘dolgu yapmak’ değil. İşlemin hangi doku katmanına yapıldığı önemli. İğne mi, kanül mü (ucu sivri olmayan, ince ve uzun bir metal araç) kullanıldığı önemli. Tabi bir de kullanılan Ürünün özellikleri var. Bunların hepsi memnuniyeti etkiliyor.”

Göz Altı Dolgusu
Göz altındaki her koyuluk “mor göz altı” değil
En sık yapılan hatalardan biri şu: her koyu görüntüyü aynı nedene bağlamak. Bir kişide sorun; cilt altındaki damarların görünmesinden kaynaklanırken, bir başkasında cildin kendi rengi koyul olabiliyor (pigment fazlalığı). Bazı kişilerde ise çöküklüğün oluşturduğu gölge “morluk” gibi algılanıyor. Torbalanma, yaşla gelen hacim kaybı ya da dokuların aşağı kayması da yorgun görünüm ve beraberinde morluk görünümüne sebep olabiliyor. Bu yüzden aynı uygulama herkeste aynı sonucu vermiyor. Göz altı dolgusu daha çok çöküklüğü ve gölgelenmeyi azaltmayı hedefliyor. Sorun renk ya da damar yapısıysa, dolgu tek başına beklenen sonucu vermeyecektir.
Dolgu doğru yapılsa bile göz altı şişebiliyor
Sorun her zaman teknikten kaynaklanmaz. Bugün en çok kullanılan dolgu maddeleri su tutan yapıda. Bu özellik dolgunun hacim vermesine yardım ediyor. Ama göz çevresi gibi ince bir bölgede bazı kişiler için dezavantaja dönüşüyor. Ödeme yatkın kişilerde tablo değişiyor. Ciltteki ödemi uzaklaştıran lenf sistemi yavaş çalışanlarda da öyle. Göz çevresi dokusu gevşek ve ince olanlarda da benzer bir tablo görülüyor. Dolgu teknik olarak doğru uygulansa bile şişlik/ödem görülebiliyor. Bu yüzden işlem öncesinde sorulacak soru “ne kadar dolgu yapılacak?” değil. Asıl soru şu olmalı: “Bu kişi göz altı dolgusu için gerçekten uygun mu?”
Morluktan kurtulmak isterken mavi gri bir görüntü çıkabiliyor
Göz altı dolgularında dikkat çeken sorunlardan biri renk değişimi. Dolgu maddesi cilde gereğinden yüzeysel yerleşirse, ışığın dokudan geçişi değişiyor. Cilt altında mavi gri bir yansıma beliriyor. Kişi koyuluktan kurtulmak isterken bu kez başka bir renk sorunuyla karşılaşıyor. Sorun bununla da bitmiyor. Ürünün su tutma kapasitesi bölgeye uygun değilse, göz altında belirgin ve uzun süreli şişlikler oluşuyor. Bu yüzden göz çevresinde kullanılacak dolgunun hacmi vermesi, ama kontrolsüz su tutmaması gerekiyor.
“Nasıl olsa birkaç ay sonra erir” demeyin
Göz altı dolgularının en çok şaşırtan yanı, dokuda kalma süresi. Yüzün hareketli bölgelerinde dolgular kas hareketiyle zamanla parçalanıyor. Göz altında bu hareket çok daha sınırlı. Bu yüzden göz çevresine uygulanan dolgular beklenenden uzun süre dokuda kalabiliyor. Bazı dolguların yıllarca yerinde kaldığı görülüyor. Sonuç iyiyse bu uzun etki avantaj sayılıyor. Sonuçtan memnun kalınmadığında ise aynı özellik ciddi bir dezavantaja dönüşüyor.
İstenmeyen dolgu eritilebiliyor mu?
Dolgu maddeleri, gerektiğinde dolguyu çözen bir enzimle (Hyalurinidaz) eritilebiliyor. Ama denklem sanıldığı kadar basit değil. Hekim kullanacağı enzimin miktarını ve yoğunluğunu biliyor. Yıllar önce yapılmış bir dolgunun dokunun neresinde durduğunu ise dışarıdan bakarak her zaman göremiyor. Doku içinde Ne kadar yayıldığı ve hangi yoğunlukta olduğunu da belirlemek gerkiyor. Üstelik “hepsini bir kerede eritelim” yaklaşımı her hasta için doğru olmayabiliyor. O bölgedeki dolgunun gerektirdiğinden fazla enzim kullanılması veya dolgunun yeri net olarak belirlenemediğinde bölgeye körlemesine enzim uygulanmas çevredeki dokuları da geçici olarak etkileyebiliyor. Bu yüzden bazı durumlarda daha kontrollü ve eritmenin seanslara yayıldığı bir yol hasta açısından tercih edilebilir.
Estetik uygulamalarda yeni yol haritası: ultrason
İşte burada yüksek frekanslı ultrasonlar devreye giriyor. Ultrasonla hekim, yalnızca dışarıdan gördüğüne ve eliyle hissettiğine göre hareket etmiyor. Yüzeysel dokuların altını görüntüleyebiliyor. Dolgunun bulunduğu bölgeyi, çevresindeki dokuları ve damarlarla ilişkisini daha ayrıntılı değerlendirebiliyor. Bu yaklaşım özellikle daha önce dolgu yaptırmış kişilerde yol gösteriyor. Hangi ürünün nereye ve ne kadar uygulandığını bilmeyenlerde ise çok daha önemli bir kazanç.
Ultrason bir anlamda hekimin yol haritası oluyor. Nereye dokunulacağını daha net gösterdiği için gereksiz iğne uygulamalarının önüne geçiyor. Ancak cihazın olması tek başına yetmiyor. Görüntüyü doğru okumak için yüz anatomisini ve doku katmanlarını bilmek gerekiyor. Dolgunun görüntüde nasıl göründüğünü tanımak da şart. Yani teknoloji yolu gösteriyor, kararı hekim veriyor.
“Tek işlemle hallederiz” vaadine dikkat
Estetikte en riskli beklenti şu: yıllar içinde oluşmuş bir sorunun tek dokunuşla tamamen biteceğini düşünmek. Bazı kişilerde tek işlemle belirgin düzelme sağlanabiliyor. Ama dolgunun tamamen eritilmesi ya da oluşan sorunun tek işlemde çözülmesi her zaman mümkün olmayabiliyor. Göz çevresindeki doku katmanları ince, yani işlemin hangi bölgeye yapılacağını bilseniz bile özenli çalışmanız gerekiyor. Bundan dolayı işleme başlamadan önce yapılacak bir değerlendirme, yanında doğru ürün seçimi, anatomi bilgisi ve hekimin deneyimi işlemden alınacak sonucu belirleyen faktörler oluyor .
Her isteyen dolgu için uygun aday değil
Belki de en önemli mesaj şu: her tedavi, her hastaya uygun değil. Cilt kalitesi, göz çevresi dokusunun yapısı, şişmeye yatkınlık ve asıl şikayetin kaynağı önce değerlendirilmeli. Bunlara bakılmadan yapılan standart bir uygulama beklenen sonucu vermiyor. Bazı kişilerde dolgu yerine farklı cilt tedavileri daha doğru olabiliyor. Bazı kişilerde ise cerrahi seçenekler öne çıkıyor. Burada amaç, hangi uygulamadan gerçekten fayda göreceğini birlikte belirleyebilmek.

Göz Altı Dolgusu
İhtiyacınız olan
İhtiyacınız olan, göz altınızdaki koyuluğun hangi nedenden geldiğini önce anlamak. Gölge mi, renk mi, damar mı, yoksa daha önce yapılmış bir dolgu mu? Bu ayrım netleşmeden, hangi adımın atılacağı da netleşmiyor.
Estetikte bazen düzeltmek, yapmaktan daha zor
Dr. Deniz Kaplan sözlerini şöyle tamamlıyor: “Doğru ellerde küçük bir uygulama bile iyi sonuç veriyor. Yanlış hasta, yanlış ürün ve yanlış teknik bir araya geldiğinde ise hasta açısından sabır gerektircek bir süreçle karşımkarşıya kalmak çok olası. Acele etmeyin. Aklınızda soru işareti varsa yavaşlayın ve araştırın.”







