google.com, pub-2571312230047356, DIRECT,f08c47fec0942fa0

Okulda Kaygıyı Azaltan 6 Kural

Okulda Kaygıyı Azaltan 6 Kural

Tatil sonrası kimi çocuklar ilk defa anaokuluna, kimileri ilkokula, kimileri ortaokula kimileri ise sınav ile girdikleri liseye başlayacak. Yeni ortam, yeni kurallar, öğretmenler, arkadaşlar, artan akademik sorumluluk ve ebeveynden ayrılma deneyimi, her yaş grubunda farklı şekillerde ortaya çıkar. Çocuğun zihnindeki temel soru “Ben burada güvende miyim, bu sürecin üstesinden gelebilir miyim?” olur.

Psk. Deniz Mutlu

Psikoloji Uzm.

Çocuklar için yeni bir eğitim dönemi beraberinde kaygıyı da  getirir. Çünkü bu onların hayatlarında önemli geçiş dönemi anlamına da gelir. Ortaokula veya sınav ile girdikleri liseye başlayan çocuklar yeni okul düzenine alışmaya çalışırken, lise son sınıf öğrencileri de sınavlar ve gelecek kaygısıyla karşı karşıya kalabilir.

Okulun ilk günlerinde ağlama, ayrılmak istememe, huzursuzluk, öfke, daha fazla anne-baba yakınlığı isteme ya da akademik baskı hissetme gibi tepkiler görülebilir. Ayrılığı çocuğun kaygısını artıran uzun bir vedalaşmaya dönüştürmek yerine, yaşına uygun, kısa, tutarlı ve güven veren bir yaklaşım oluşturmak, çocuğun süreci daha öngörülebilir hâle getirmesine yardımcı olabilir.

Bu süreci yönetmek, kaygıyı yönetebilmek için tavsiyeler:

Elimi bırakıyorum ama sevgim hep seninle:

Okul kapısında her gün aynı kısa cümleyle vedalaşmak, çocuk için küçük ama güçlü bir güven ritüeline dönüşebilmektedir. “Elimi bırakıyorum ama sevgim hep seninle” gibi bir cümle, çocuğa yalnızca o an ayrıldığını; ebeveyniyle arasındaki bağın ise devam ettiğini hatırlatmaya yardımcı olmaktadır. Bu tür bir vedalaşma ritüelinde önemli olan, kullanılan cümlenin uzunluğu değil, tutarlı ve öngörülebilir olmasıdır. Her gün farklı açıklamalar yapmak, vedayı uzatmak ya da çocuğun ağlaması üzerine tekrar tekrar geri dönmek, ayrılık kaygısını artırabilir. Buna karşılık kısa bir sarılma, aynı cümle ve kararlı bir vedalaşma, çocuğa “Burada güvendesin, ben geri geleceğim” mesajını verir. İlk günlerde çocuk ağlayabilir, ebeveyninden ayrılmak istemeyebilir ya da sınıfa girmekte zorlanabilir. Bu davranışlar her zaman okula uyum sağlayamayacağı anlamına gelmemektedir. Çocuğun yeni ortama alışabilmesi için zamana ihtiyaç duyabileceğini kabul etmek ve bu süreçte duygusunu küçümsemeden yanında olmak önem taşır. Çocuğun “Gitmek istemiyorum” demesi karşısında uzun açıklamalar yapmak yerine, duygusunu kabul eden ve güven veren yaklaşım tercih edilebilir: “Biliyorum, ayrılmak şu an zor geliyor. Ama sen güvendesin ve ben seni almaya geleceğim.” Böylece çocuğun kaygısını ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, kaygıyı yaşayabileceği ve bununla baş edebileceği mesajını vermek en önemlisidir.

Önce güven, sonra uyum:

Okula güvenli bir şekilde bağlanmanın ilk adımı, çocuğun kendisinden beklenen davranışları hemen yerine getirmesini sağlamak değil, yeni ortamda kendisini güvende hissetmesine yardımcı olmaktır. Çocuk öğretmenine, sınıfına ve okul rutinine alıştıkça ayrılık kaygısı da çoğu zaman azalabilir. Bu ilk uyum dönemi geride kalmaya başladığında ise ebeveynlerin dikkat etmesi gereken başka bir konu öne çıkmaktadır: Çocuğun okul performansını değerlendirirken yalnızca akademik sonuçlara değil, çocuğun gelişim sürecinin tamamına bakmak gerekir.

Dikkati dağınık demeden önce gözlemleyin:

Okulun ilk haftalarında ailelerin en sık dile getirdiği konulardan biri dikkat süresidir. “Dersi dinlemiyor”, “Etkinliği tamamlamıyor”, “Çabuk sıkılıyor” gibi gözlemler önemli olsa da tek başına bir dikkat problemi olduğu anlamına gelmez. Özellikle okulun başlangıç döneminde yaşanan kaygı, uyku düzenindeki değişiklikler, yoğun ekran kullanımı, yeni ortama uyum süreci ve çocuğun gelişimsel özellikleri dikkat performansını etkileyebilir. Bu nedenle geçici bir uyum güçlüğü ile süreklilik gösteren dikkat sorununu birbirinden ayırmak önem taşımaktadır. İhtiyaç duyulduğunda yaşa uygun dikkat testleri ve psikolojik değerlendirmelerden yararlanılabilir. Bu değerlendirmeler; çocuğun odaklanma, sürdürülebilir dikkat, yönerge takibi, dürtü kontrolü, çalışma hızı ve hata örüntüleri hakkında daha sistematik bilgi sağlayabilir. Ancak hiçbir çocuk yalnızca bir test sonucuyla değerlendirilmemelidir. Aile görüşmesi, öğretmen gözlemleri ve çocuğun gelişim öyküsü de değerlendirme sürecinin önemli parçalarını oluşturmaktadır. Buradaki amaç çocuğa bir etiket koymak değil, ihtiyacını doğru anlamak ve gerekli desteği zamanında sunmaktır.

Dikkat becerileri desteklenebilir:

Dikkatin sabit ve değişmez özellik olmadığı, çocuğun ihtiyacına uygun çalışmalarla dikkat becerilerinin desteklenebileceği bilinmelidir. Odaklanma, görsel ve işitsel dikkat, çalışma belleği, yönerge takibi, planlama ve dürtü kontrolü gibi beceriler uygun çalışmalarla geliştirilebilir. Bu nedenle çocuğun okulun ilk dönemindeki performansını değerlendirirken “Yapabiliyor mu, yapamıyor mu?” sorusundan çok, “Neye ihtiyacı var ve bu beceriyi nasıl destekleyebiliriz?” sorusuna odaklanmak önem taşımaktadır.

Arkadaşın yapıyor, sen neden yapamıyorsun?” demeyin:

Okula uyum sağlandıktan ve eğitim süreci ilerlemeye başladıktan sonra çocukların karşı karşıya kalabildiği en önemli risklerden biri de kıyaslanmaktır. Özellikle 1. sınıfta “Arkadaşı okumaya geçti”, “O daha uzun süre dikkatini veriyor”, “O daha güzel yazıyor” gibi ifadeler çocuğun kendisini yetersiz hissetmesine neden olabilir. Oysa her çocuğun gelişim hızı, öğrenme biçimi ve güçlü olduğu alanlar farklıdır. Çocuğun başka çocuklara yetişmesi değil, kendi gelişim çizgisi içerisinde ilerlemesi önem taşımaktadır. Bu nedenle ebeveynlerin çocuğun eksiklerine odaklanmak yerine gösterdiği çabayı fark etmesi ve gelişimini kendi önceki performansıyla değerlendirmesi daha destekleyici bir yaklaşım olacaktır. “Daha önce yapamıyordun, şimdi bunu yapabiliyorsun” gibi ifadeler, çocuğun kendi gelişimini fark etmesine yardımcı olurken özgüvenini de desteklemektedir.

Okul başladıktan sonra ne zaman destek alınmalı:

Okula uyum süreci ilerlemesine rağmen dikkat güçlükleri devam ediyor, çocuk yönergeleri takip etmekte sürekli zorlanıyor, başladığı işi tamamlamakta belirgin biçimde güçlük çekiyor veya bu durum okul performansını, günlük yaşamını etkiliyorsa uzman değerlendirmesi yararlı olacaktır. Burada önemli olan çocuğu bir sorun üzerinden tanımlamak değil; davranışın altında yatan ihtiyacı anlamaktır. Erken dönemde yapılan doğru değerlendirmeler, çocuğun güçlü olduğu ve desteklenmesi gereken alanların daha erken fark edilmesini sağlayabilir. Çocukların okula başlarken ihtiyacı olan şey mükemmel başlangıç değil; kendilerini güvende hissettikleri, hata yapabildikleri, duygularını ifade edebildikleri ve gerektiğinde destek alabildikleri bir başlangıçtır. Bu süreçte ebeveynlerin çocuklarına verebileceği en güçlü mesajlardan biri ise şu olabilir: “Alışmak için zamanın var. Hata yapabilirsin. Ben sana güveniyorum.” Çünkü çocuk ilk okuldaki çantasını, ilk dersini ya da ilk ödevini yıllar sonra hatırlamayabilir. Ancak hayatının önemli bir döneminde kendisine güvenilip güvenilmediğini kolay kolay unutmaz.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.