Baharda Aşk Başkadır

Baharın gelmesiyle birlikte kişilerde aşık olma isteği de artmaya başlıyor. İlkbaharda yükselişe geçen serotonin hormonu ile beynimiz aşık olmaya daha yatkın oluyor.
Dr. Mehmet Yavuz
Nöroloji Uzmanı
Aşk tarifi değişkendir. Beyinde sevgi, aşk gibi duyguları ve cinsel isteği etkileyen birçok merkez ve hormonal faaliyet vardır. Aşkın kuralı, kanunu yoktur. Nasıl aşık olunacağını öğreten yol gösterici bir kitap da bulamazsınız.
Aşk bulduğumuzda inanılmaz haz, enerji veren, ulaşamadığımızda da tarifsiz elemler içinde bırakan bir duygudur. Üstelik yer, zaman ve mekan da tanımaz. Heyecan ve ölüm korkusu esnasında bile oluşabilir. Bilincinde olduğumuz hormonlar kadar, hiç farkına varmadığımız bilinçaltı etkenler de aşık olmamızda etkili olur.
Aşk insanı güzelleştirir. Aşk esnasında salgılanan hormanlar, cilde parlaklık, gözlere canlılık ve maksimum yaşam enerjisi verir. Kişi kendini dinamik, zinde ve sağlıklı hisseder. Her şeye, her olaya pozitif bakar…
Aşk Bir Hastalık mı?
Aşık olan kişi, yemeden içmeden kesilebilir, uyku düzeni bozulabilir hatta psikolojik bozukluklar yaşayabilir. Çünkü aşk bir saplantıdır, melankoli halidir. Kişi başka kimseyi düşünemez, gözü kimseyi görmez olur. Aşk mutluluğu yaşayan ya da aşk acısı çeken binlerce insan üzerinde yapılan araştırmalar; ya mutluluktan havalara uçmak ya da ölümüne keder tablosu arz etmektedir. Bazı araştırmacılar, beyinde depresyonla büyük ilişkisi olan serotonin hormonunun aşk acısı ve duygusu üzerinde de etkili olduğunu iddia etmektedirler. Bunlara göre serotonin hormonunun az salgılanması aşk acısını körüklemekte hatta dayanılmaz hale getirmektedir.
Depresyonlu ya da depresyona eğilimli kişilerde aşk duyguları daha yoğun yaşanmakta ve ortada aşkın neden olduğu bir acı varsa, bu daha derin ve yoğun hissedilmektedir. Dolayısıyla aşık olanlarda, serotonin hormununun kan düzeyi, normal insanlara göre yüzde 40 daha düşüktür. Bu durum aşık olanların depresyona çok yatkın olduklarını göstermektedir. Hatta ‘aşk eşittir depresyon’ diyebiliriz. Bu nedenle aşktan dolayı üzüntü ve elem yaşayanlara antidepresan ilaçlar fayda verebilir. Ya da diğer bir ifade ile aşk acısı, beyinde serotonin salgısını arttıran ‘’manyetik stimülasyonla’’ (TMS) da tedavi edilebilir.
“Aşkın Gözü Kördür”
Tıp dilinde prefrontal korteks denen ve psikoloji dünyamızı kontrol eden bölge sol alın bölgesinin hemen arkasında yer alan bir bilardo topu büyüklüğünde bir alandır. Depresif hastlarda bu bölgenin çalışması bozulur. Bu bölgede kafatasına yapılan güçlü manyetik uyarımlar ile kontrolden çıkan bu bölgenin dengesi yeniden sağlanır. Aşk hali, prefrontal korteksin dengesini bozabilir. Sadece prefrontal korteksi mi?, hayır aşk esnasında ‘’amigdala’nın da düzeni bozulur. Beynin içinde derinlerde badem büyüklüğünde olan ve biri sağ diğeri sol beyin yarımküresinde olan amigdala korkuyu kontrol eder. Aşk esnasında çekinceye ve korkuya neden olan amigdalanın devreden çıkması kişinin her zamankinden daha fazla risk almasına neden olur. Belki de bu yüzden “Aşkın gözü kördür”.
Önceliği Kendinize Vermelisiniz…
Aşk nedeniyle günlük yaşamı bozulan, işine evine konsantre olamayan kişiler için çözüm arama zamanı gelmiştir. Bağımlılık merkezlerinde bu tarz kişilere uygun terapiler mevcuttur. Genellikle aşırı yoğun ya da tekrarlanan aşk acılarının ardından geçmişe dair korkular çıkar. Kişinin korkularını keşfetmek, o anı ve geleceği sağlıklı yaşaması için bir zorunluluk haline gelmiş olabilir. Bunun dışında aşk hastalığına tutulanlara yapılan terapinin en önemli kısmını, kişiye kendisi ile ilgilenme görevi verilmesi oluşturur. Kişinin takıntılı bir şekilde başka birini düşünmesinin önüne geçebilmek amacıyla dikkat dağıtılır ve bireyin hayatın merkezine tekrar kendini oturtması sağlanmaya çalışılır. Serotonin eksikliğinin daha çok üzüntüye yol açtığı da bilindiğine göre, ev ödevi olarak hobiler edinmesi, kendisine gün içinde vakit ayırması istenen kişi, önceliği spora vermelidir. Çünkü sağlık durumuna uygun olarak seçilen spor aktivitelerinin serotinini arttırdığı bilinmektedir. Bunun dışında, aşkı bir hastalık olarak ele almak istersek bugün modern bir yaklaşımla, kafatasına yapılan güçlü manyuetik uyarımlar (TMS) sayesinde, kontrolden çıkan bölgenin dengesini yeniden sağlayabiliriz.







