google.com, pub-2571312230047356, DIRECT,f08c47fec0942fa0

Tekrarlayan Sorunların Sebebi Öz Yalan Olabilir!

Tekrarlayan Sorunların Sebebi Öz Yalan Olabilir!

Uzmanlar, insan zihninin, kaygı ve acı verici gerçeklerle başa çıkabilmek için zaman zaman kişiyi farkında olmadan ‘öz-yalan’ mekanizmasına yönlendirebildiğini söylüyor.

Klinik Psikolog Gizem Karpat

Öz-yalan mekanizması kısa vadede psikolojik rahatlama sağlasa da uzun vadede sorunların çözümünü geciktirebilir ve sağlıklı karar almayı zorlaştırır.

Eğer hayatta aynı sorunlar farklı insanlarla tekrar eder, benzer hayal kırıklıkları kronik bir döngüye dönüşüyor veya kendinizi sürekli birilerine haklı olduğunuzu kanıtlamak için aynı açıklamaları yaparken buluyorsanız, orada dürüstçe masaya yatırılması gereken bir öz-yalan olabilir. Kendine dürüst olmak geliştirilebilen beceridir. Bu psikolojik sağlamlığın temelini oluşturur.

Öz-yalan mekanizması insanların kendilerini korumak için farkında olmadan gerçekleri çarpıtmasına neden olabilir. Kısa vadede zihni rahatlatsa da uzun vadede sorunların çözümünü geciktirebilir!

Kişinin kendine yalan söylemesi durumu psikolojide “öz-yalan” (self-deception) kavramı çerçevesinde ele alınır. Öz-yalan; bireyin kaygı, suçluluk, hayal kırıklığı ya da acı verici gerçeklerle başa çıkabilmek için bazı durumları farkında olmadan çarpıtması veya görmezden gelmesidir.

Amaç, dış dünyadaki birilerini aldatmak değil; kişinin kendi psikolojik dengesini ve bütünlüğünü korumaya çalışmasıdır. Kısa vadede zihni rahatlatan amortisör görevi görse de uzun vadede sorunların gerçekçi bir şekilde çözülmesini geciktiren yapıya bürünebilir.

Öz-yalanda ilk aldatılan, kişinin kendisi olur!

Öz-yalan ile bilinçli inkâr arasındaki en kritik fark, farkındalık düzeyinde saklıdır. Bu süreçlerde kişi gerçeği tam olarak fark etmeden kendisini farklı, daha katlanılabilir gerçekliğe inandırır. Yani ilk aldatılan kişinin kendisi olduğu süreç işler. Bilinçli inkârda ise kişi aslında gerçeğin gayet farkındadır; ancak ego bütünlüğünü korumak adına onu kabul etmek istemez ya da dış dünyaya ifade etmekten kaçınır. Birinde farkındalık oldukça sınırlıyken, diğerinde gerçeği bilmesine rağmen ondan uzak durma çabası daha belirgindir. Özünde her iki süreç de kişinin zorlayıcı duygularla baş etme girişimidir.

İnsan zihni, psikolojik bütünlüğünü korumak için gerçekleri çarpıtabilir!

Zihin yalnızca saf doğruyu kaydetmek için değil, aynı zamanda psikolojik bütünlüğü ve konforunu korumak için de çalışır. Bazen bir gerçeği olduğu gibi kabul etmek büyük bir kayıp, başarısızlık, reddedilme veya ağır suçluluk duygusuyla yüzleşmeyi gerektirir. Zihin bu duygusal yükü azaltmak için gerçeği bükerek olduğundan farklı yorumlayabilir. Psikolojide buna bilişsel çelişkiyi azaltma çabası da denilir. Bu mekanizma akut dönemlerde koruyucu kalkan olabilir; fakat kronikleştiğinde kişinin sağlıklı kararlar almasını ve gerçekçi değerlendirmeler yapmasını ciddi şekilde zorlaştırır.

Bazı insanlar, kendi kurguladıkları yeni gerçeğe samimiyetle inanır!

Kişinin kendine yalan söylediğini fark edip edememesi kişiden kişiye ve savunma mekanizmalarının gücüne göre değişir. Bazı insanlar gerçeği bilinçli şekilde halının altına süpürdükleri ve görmezden geldiklerinin farkındadır. Bazıları ise bunu büyük ölçüde bilinçdışı süreç olarak yaşar ve kendi kurguladıkları o yeni gerçeğe samimiyetle inanır. Ancak bunun mutlak aynı konu her açıldığında içsel huzursuzluk ve yoğun rahatsızlık hissetmek, çevreye sürekli benzer ve abartılı açıklamalar yapma ihtiyacı duymak, zihnin arkalarında bir yerde ‘kaçılan bir gerçek’ olduğuna dair bıraktığı ayak izleridir.

Belirgin sorunlara rağmen ‘sorunum yok’ demek, inkâr mekanizmasının işareti olabilir! ‘Ben iyiyim’, ‘benim bir sorunum yok’ gibi ifadeleri tek başına doğrudan inkâr mekanizması anlamına gelir.

Bazen kişi gerçekten kendisini iyi hissediyordur. Ancak ortada ciddi kayıp, travma veya belirgin ruhsal/fiziksel belirtiler varken ve hatta çevresindeki birçok kişi aynı konuda ciddi endişe duyuyorken kişinin ısrarla ve katı şekilde ‘benim hiçbir sorunum yok’ demesi, inkâr mekanizmasının devrede olabileceğini düşündürür. Burada klinik olarak bakıldığında şey yalnızca söylenen cümle değil; kişinin davranışları, yaşam işlevselliği, bedensel tepkileri ve duygusal dünyasının bütünü arasındaki tutarlılıktır.

Öz-yalanın en önemli göstergesi, söylenenlerle yaşananların birbiriyle örtüşmemesi!

Öz-yalan yaşamın hemen her alanında filizlenebilir. Ancak klinikte en sık karşılaşılan alanlar; ilişkiler, duygusal ihtiyaçlar, sağlıkla ilgili alışkanlıklar ve iş hayatıdır. ‘Bu ilişki beni aslında hiç üzmüyor’, ‘o sadece biraz gergin’, ‘işimden çok memnunum, tükenmiş hissetmiyorum’, ‘bu zararlı alışkanlığı istersem yarın bırakırım, beni etkilemiyor’ gibi kalıplaşmış ifadelerin, zorlayıcı gerçeklerle yüzleşmeyi erteleyen klasik söylemlerdir. Bu noktada en önemli turnusol kâğıdı; kişinin sözleri ile yaşamındaki gerçek deneyimlerinin ne kadar örtüştüğüdür.

Aynı sorunlar tekrar tekrar yaşanıyorsa, bunun nedeni kendinize söylediğiniz öz-yalan olabilir!

Kişinin kendine yalan söylediğini fark edebilmesi ilk ve en önemli adımdır. Cesaretle kendine ‘Söylediklerim ile gerçekten yaşadıklarım birbiriyle uyumlu mu?’ sorusunu sorabilmesidir. “Eğer hayatınızda aynı sorunlar farklı insanlarla tekrar ediyor, benzer hayal kırıklıkları kronik döngüye dönüşüyor veya kendinizi sürekli birilerine haklı olduğunuzu kanıtlamak için aynı açıklamaları yaparken buluyorsanız, orada dürüstçe masaya yatırılması gereken öz-yalan olabilir.

Yakın çevreden gelen yapıcı geri bildirimlere kulak tıkamamak ve hissedilen olumsuz duyguları bastırmak yerine onları anlamaya çalışmak öz farkındalığı artıran en önemli adımdır.

Kendine dürüst olmak zamanla geliştirilebilen ve pratik edilen bir psikolojik beceridir!

Kendine dürüst olmayı öğrenmek mümkündür. Kendine dürüst olmak zamanla geliştirilebilen ve pratik edilen psikolojik beceridir. Yargılamayan farkındalığın temelinde, kişinin kendi duygularını (korku, kıskançlık, başarısızlık gibi kabulü zor duyguları bile) suçluluk hissetmeden, şefkatle fark etmeyi öğrenmesi yer alır. Eğer kendimizi çok sert yargılarsak, zihin bizi korumak için daha çok yalan üretecektir. Yazarak iç dökme, günlük tutma gibi yöntemlerle düzenli öz değerlendirme yapmak, duygu ve düşünceleri filtresiz bir şekilde kâğıda dökmek zihinsel bükülmeleri görmeyi kolaylaştırır.

Gerçeklerle yüzleşmek her zaman kolay değildir ve insanın kendi kör noktalarını tek başına görmesi bazen çok zor olabilir. Psikoterapi, kişinin yalnızca ne düşündüğünü değil, neden o şekilde düşünmeye ihtiyaç duyduğunu güvenli bağlamda anlamasına yardımcı olur. Unutmamak gerekir ki kendine dürüst olmak kısa vadede konforu bozsa da uzun vadede psikolojik sağlamlığın ve iyi oluşun en temel yapı taşıdır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.