google.com, pub-2571312230047356, DIRECT,f08c47fec0942fa0

Bir Kedim Vardı

Bir Kedim Vardı

Çok sevimli bir kedileri vardı, adı da çok şeker, İncir, onunla oynarken, gülerken, bir anda “neden olmasın” diye düşündüm.

Aklıma bile gelmedi eve bir kedi, köpek, kuş almak. Ta ki, geçen akşam bir arkadaşlara gidene kadar.

Annem muazzam titiz bir hanımefendidir. Aynı zamanda müthiş de huyludur. Kokudan,  sesten, dokunmatik hadiselerden nem kapar… Bu yüzden evimizde hiç hayvanımız olmadı. Ben de annemin bu titizlik ve onunla ilişkili özelliklerini ustaca kopyalamış sanırım…

Aslında bundan önce evlerinde çeşitli hayvanları olan arkadaşlarımız olmuştu, kedileri olanlar da, ama ilk defa o akşam kendimi bu düşünceye yakın hissettim. Tesadüfe bakın, bir sonraki gün de bir arkadaşımla msn’de yazışırken işyerinde ne kadar bunaldığından, bu yüzden inip bahçelerindeki pisileri sevdiğinden bahsetti. Ben ilgilenince de minik yavrucakların fotoğraflarını gönderdi.

Aman efendim, ben bir tanesine hasta oldum. Öyle böyle değil. Bir şirin, bir yumurcak, bir bebek… Eşime gösterdim, o da çok beğendi, adını bile koyduk, “Pıncır”. Hemen ertesi gün arkadaşıma gittim, kedileri alıp veterinere götürdük, benimkini de… Kumunu, kum sepetini, mamasını, mama kabını aldım, Pıncır’ı alıp eve döndüm.

Pıncır yolda taşıma sepetine pislediği için eve girer girmez popişini, pislik bulaşan yerlerini ıslak bezle sildim. Sonra veterinerin söylediği gibi mamasını, suyunu, kumunu koydum. Bıraktım onu evi gezsin, yeni ortamına alışsın diye. O da gayet rahat salına salına gezinmeye başladı. Sonra ayaklarıma dolaştı, aldım kucağıma. Başladı üzerimde gezinmeye. Sonra karnıma yattı, minik minik elbisemi yalamaya başladı. Sanki annesinden süt emer gibi bir hali vardı… Kucağımda uyudu. Sonra uyanıp yine dolaştı. Yine kucağıma tırmandı. Eşim geldiğinde biraz onunla oynadı, ona sırnaştı. Sonra yine ben, yine ben, ve yine ben… Gece yatmaya gitmeden önceki son bir kaç saat boyunca, sürekli benim tepemdeydi. Çok sevimli olmasına rağmen sıkıldım. Bu kadar yoğun bir iletişime alışık olmadığım, bana bu kadar bağımlı olunmasından hoşlanmadığım için sıkıntım giderek arttı. En son ondan kaçmaya başladığımı hatırlıyorum. Onu bir odaya kapatmayı da istemedim kesinlikle. Yatma zamanı gelince, onu sepeti ve tüm teferruatlarıyla birlikte misafir banyosuna kapattık. Korkmasın diye ışığını açık bıraktık. Eşim minik olduğundan onu odamızda yatırmak istediyse de ben hiç istemedim.

Sabaha kadar hiç sesini duymadık. Sabah uyandığımızda yanına gidip banyonun kapısını açtık ve onu sepetinin içinde, yanına koyduğumuz minik oyuncak ördekle oynarken bulduk. Bizi görünce hemen kulaklarını dikip yanımıza koştu. Ben onu birazcık okşadım ama o kadar. Sonra odamıza gidip kapıyı kapattım ve eşime onu götürmemiz gerektiğini, onun sorumluluğunu alamayacağımı, onunla ilgilenemeyeceğimi söyledim. Sonra da hıçkırıklara boğuldum. Ağlamamın nedeni onun gidecek olması değil, duygularımın karmakarışık olmasıydı aslında. Onu alıp teyzeme götürdük. Daha önce kedisi vardı teyzemin. Onbeş yıl bakmıştı. Emin ellerde olacağını düşündüm Pıncır’ın. Üstelik istediğim zaman da gidip sevebilecektim.

Arabada giderken taşıma sepetinin içerisinde, kucağımdaydı. Bana bir bakışı vardı… Sanki onu bir yerlere bırakacağımı sezmiş de “bırakmasan olmaz mı?” der gibi… Bıraktım Pıncır’ı.
Teyzem adını pek beğenmedi, “Cicoz” olsun dedik birlikte.
Sorumluluktan mı kaçtım acaba? Bunun altında başka şeyler mi yatıyor? Yoksa sadece bazı insanlar evlerinde hayvan besleyebilir bazıları beceremez mi? Bilmiyorum.  Ama evlerinde hayvan besleyenlere saygım ve sevgim, yüz kat arttı… Ellerinize, emeklerinize, yüreklerinize sağlık…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.