Şok Değil Kişiye Özel Diyet

Şok Değil Kişiye Özel Diyet

Kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker, bazı kanser türleri, karaciğer yağlanması, safra kesesi, eklem, solunum problemleri, adet düzensizlikleri, kısırlık gibi hastalıkların tetikleyicisi şişmanlıktan sağlıkla kurtulmak mümkün mü? Çağımızın bu önemli sağlık sorununu çözmek için ne yapmalıyız? Şok değil kişiye özel diyet doğru çözüm.

M. Turgay Köse
Diyetisyen

Öncelikle her gün gazete, dergi, televizyon, internet gibi kitle iletişim araçlarında “şok diyetler” başlığı altında çıkan yazılardan uzak durun. Şok değil kişiye özel diyet programı uzman eşliğinde hazırlanmalıdır.

Şişmanlık; aşırı besin alımı, yetersiz fiziksel aktivite, kalıtım, nöroendokrin etmenler, psikolojik sorunlar, cinsiyet, eğitim düzeyi, evlilik, doğum sayısı, sigarayı bırakma, alkol kullanımı gibi faktörlere bağlı olarak gelişen, tek başına olduğu gibi komplikasyonlarıyla da yaşam süresini kısaltan ve kalitesini düşüren ciddi bir hastalıktır.

Genel ilkeleri benzer olmakla birlikte diyet mutlaka “kişiye özel” olarak hazırlanmalıdır. Çünkü herkesin metabolizması farklılıklar gösterir, tıpkı parmak izi gibi. Kilo fazlası olanlar genelde aç kalarak, öğün atlayarak, hiçbir şey yemeyerek sonuç almaya çalışır. Böylesi bir davranış, vücudu açlıktan ölme paniğine sürükler ve “kıtlık” moduna geçen metabolizma yavaşlar; yağ yakmak yerine tüketilen her besini yağ şeklinde depolama yoluna gider. Buna karşılık sık sık, azar azar beslenmek metabolizmayı hızlandırdığı gibi, yavaş yemeyi de sağlar. Aç kalmak ve öğün atlamak, bir sonraki öğünde hem hızlı hem de fazla yemek yenilmesine neden olmaktadır. O nedenle başta kahvaltı olmak üzere asla öğün atlanmamalı, 2.5 – 3 saatlik aralıklarla beslenilmelidir.

SAĞLIKLI KİLO VERMEK İÇİN

Yapay tatlandırıcılarla kan şekerindeki dalgalanmaları dengeleyin. Katı margarin, tereyağı, kaymak, krema, mayonez, cipsler, soslar, kuruyemişler gibi enerji değeri yüksek, öte yandan hiçbir besleyici değeri bulunmayan yağlı yiyeceklerden, kızartma ve kavurma işlemlerinden olabildiğince kaçınmakta yarar vardır. Şeker ve şeker içeren besinler (bal, reçel, pekmez, hazır meyve suları, gazlı içecekler, tatlılar vs.) kana tamamen ve hızla karışır. Pankreastan salınan insülin hormonuyla kan şekeri düşer ve tekrar tatlı yeme isteği doğar. Dolayısıyla şeker ve şeker içeren besinler kan şeker düzeyinde ani dalgalanmalara yol açar. Halbuki şeker tadından vazgeçemeyenler için üretilen, şeker yerine kullanılarak aynı tadı veren, sağlık açısından sakıncası bulunmayan, düşük kalorili veya kalori içermeyen yapay tatlandırıcılarla kan şekerindeki dalgalanmaları ve tatlı isteğini ortadan kaldırmak mümkün olabilmektedir. Ancak, maalesef kulaktan dolma bilgilerin ışığı altında bu tür yapay tatlandırıcıların unutkanlık yarattığı, kanserojen olduğu vs. şeklinde görüşler mevcuttur. Halbuki hiçbir yapay tatlandırıcı veya gıda katkı maddesi (E330 dahil) toksik değildir. Toksik olan dozudur. Örneğin 65-70 kg ağırlığındaki bir bireyin güvenle tüketebileceği aspartam içeren tatlandırıcı miktarı günlük 140 adet tablete tekabül etmektedir. O nedenle yapay tatlandırıcıların kullanımındaki önyargıyı bir kenara bırakmakta yarar vardır. Aksi takdirde tüm diyabetli bireylerin Alzheimer veya kansere yakalanması söz konusu olurdu.

Bol su tüketin. Suyun, alınan besinlerin sindiriminden, metabolik atıkların dışarı atılmasına kadar her aşamada çok önemli görevleri vardır. Bu nedenle günlük sıvı tüketimi artırılmalıdır. Katkısız, en iyi çözücü su olduğu için günde 10 – 14 bardak su içilmelidir. Diyet yaparken çay, kahve, bitki ve meyve çaylarına şeker yerine yapay tatlandırıcılardan katılabileceği gibi gazlı içeceklerde de light olanların tercih edilmesi daha uygun görülmektedir. Aynı zamanda bu tatlandırıcıların bazılarının toz formları da mevcuttur. Dolayısıyla tatlı yapımında bu ürünlerin kullanımıyla düşük kalori içeren farklı lezzetler yakalamak mümkündür.

Posalı, yani lifli besinlerin tüketimi artırılmalıdır. Posalı besinler kan şekerini, basıncını (tansiyonu) ve kolesterolünü istenilen seviyede tutmaya yardımcı olur. Midede suyla birlikte şişerek tokluk, doygunluk hissi sağlarlar. Ayrıca dışkılama miktarını ve sıklığını artırırlar. Kabızlık şikayeti varsa ortadan kalkar; böylelikle posalı besinler kilo vermeye de yardımcı olurlar. Kalın bağırsak kanserinden koruyucu etkileri de mevcuttur. Bu yüzden haftada 2-3 kere kuru baklagil yemeği yenilmelidir. Ayrıca buğday ekmeği yerine kepek, çavdar, yulaf ekmeğini; pirinç yerine bulguru tercih etmekte yarar vardır. Hatta pirinç, makarna, erişte ve unun da kepekli olanlarını kullanmak daha sağlıklı olacaktır. Sebze ve meyveler de posa içermektedir. Ancak posaları kabuk ve kabuğa yakın yerlerde bulunduğu için, soyulmadan yenilebilenleri iyi bir şekilde yıkadıktan sonra kabuklarıyla tüketmek her zaman için daha yararlı olacaktır.

Spor: Diyete ilave olarak mutlaka spor da yapılmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü en çok tempolu yürümeyi önermektedir. Bunun dışında; çok hafif tempoda koşma, bisiklete binme, yüzme, tenis, aerobik ve jimnastik tarzı kalbi çalıştıran sporlar yapılması da uygun görülmektedir. Sporu asla ödev olarak görmeyiniz. Bu da tedavinin bir parçasıdır. Amaç, metabolizma hızını düşürmemek, kilo verirken bir noktada ağırlığın sabit kalmasını önlemek, verilen kiloların kalıcı olmasını sağlamak ve en önemlisi sağlıklı yaşama adım atmaktır. Sonuçta “1 saat” dediğimiz günün sadece %4’üdür. Kişi kendine egzersiz için zaman ayırmalı ve mutlaka bu hakkını kullanmalıdır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.