google.com, pub-2571312230047356, DIRECT,f08c47fec0942fa0

Sofranın Tadı Tuz

Sofranın Tadı Tuz

Çoğu zaman üç beyaz zehir diye adlandırılan un, tuz, şeker üçlemesinin önemli aktörlerinden olan tuz, her ne kadar uzak durmaya çalışsak da sofralarımızın vazgeçilmez tadıdır.

Aylin Güney

Tuz, işler ters gitmeye başladığı zaman doktorların ilk yasakladıkları üç beyazdan biridir. Ancak elimizi tuzluktan uzak tutmadan önce bilmemiz gerekenler var. Tuz, bedenin yaşamsal ihtiyacı olan suyun vücutta tutulması, kas  ve sinir sisteminin çalışması için son derece önemli olan bir elementtir. İnsan bedeninde sodyum, klorür, potasyum ve kalsiyum iyonları vücudun elektrolit dengesini sağlar. Bunlardan sodyum ve klorür bir arada tuzda bulunur.

Sodyum iyonu, hücrelere besleyici maddenin ( vitamin, mineral, amino asit, enzim ve glukoz gibi ) girişi ve hücrelerin atık maddelerden temizlenmesinde, kısaca transportta önemli rol oynar. Sodyum, potasyumla beraber hücrelere giriş ve çıkışları kontrol eder. Ayrıca sinir ve kaslarda uyarı aktarımını sağlar.

Klor iyonunun yetersizliği kanın pH değerinin asitleşmesine bu da asidoza yani kandaki asit maddelerin artışına neden olur ve sağlık açısından kanın niteliğinin bu şekilde bozulması beraberinde böbrek zafiyeti, akciğer iltihaplanması, aşırı kusma ve ishali getirir. Klor ayrıca mide asidi için de gereklidir. Klor su şebekelerinde suyu mikrobundan arıtmak için nasıl kullanılıyorsa bedende de bağırsaklardaki zararlı bakteriler ve bunların ürettikleri zehirli gaz ve zehirli alkolleri zararsız hale getirmek üzere kullanılır.

Tuz koruyu bir maddedir. Bu özelliğinden dolayı tuz, tarih sayfalarında ciddi roller almıştır. Nasıl mı? Erzakların bozulmasını engellemesi sayesinde Roma İmparatorluğu askerleri Filistin’ e kadar gidebilmişler. MÖ Romalılar tuz kaynaklarını ele geçirmek için epey efor harcamışlar. Onlardan çok sonra da tuz değerini kaybetmemiş. 12. yy’ da rahipler tuz üretimini ellerine geçirmişler ve bundan elde ettikleri gücü kullanmışlar. Ortaçağ’da da tuz üretim ve dağıtımına ” domini salis – tuz efendisi ” diye adlandırılan baronlar hakim olmuş. Zaman içinde tuz adına tek değişen, rafine ya da doğal diye sınıflandırılmak oluş… Modern tıp bize üç beyazın arasında sayılan tuzdan uzak durmamızı söylüyor ancak uzman dilinden aktarmak istiyorum ki aslında konunun detayında farklı bir boyut var.

” İyi Tuz – Kötü Tuz ”

Modern tıbba göre tuz, alkol ve sigara gibi diyetten uzaklaştırılması gereken bir madde olarak görülür ve yüksek tansiyonun en önemli sebeplerinden biri olarak kabul edilir. Yüksek tansiyon ve kalp hastaları için düşük tuz diyeti rafine tuzlar için geçerlidir. Doğal tuz
birçok mineral içeren sodyum klorürün birikimini engelleyen ve kan basıncını düşüren bir madde olmaktadır. Deniz tuzu fazla sodyumu uzaklaştırmaktadır. Tuz diyeti/azlığı aynı zamanda insanlarda hücre dejenerasyonu ve yaşlanmasını hızlandırmakta ve biyokimyasal açlığa neden olmaktadır.  Tuz azlığı böbrek zayıflığı, karaciğer stresi ve adrenal tükenmesine yol açabilmektedir. Ayrıca  kalp kapakçıklarının yorulması olabilmektedir. İyi doğal deniz tuzunun iyileştirme gücü C ve E vitaminleri ve diğer besinlere eşit olduğu savunulmaktadır.

İyi tuz %100 el ile hasat edilmiş, beyazlatılmamış, kekleşme reaktifleri ilave edilmemiş, yıkanmamış, düşük sodyum klorür seviyeli, katkı maddesiz, 84 mineral içeren, rafine edilmemiş doğal tuzdur. Doğal tuz, modern hayatımızda yerini bulmaya başladı. Ben alıp kullanmaya başladığımı kendi adıma belirtebilirim. Bu küçük ama mineralce zengin detay,
kullanmayı tercih ettiğinizde yemeklerinize zenginliğini katacaktır. Zaten ünlü gurmeler, aşçılar yemekleri için bu çeşit tuz kullanıyorlarmış.

Prof. Dr. Muammer Kaya’ nın yazısından alıntı yapılmıştır.

ETİKETLER: ,
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.