Artan Şiddet Olayları Korkutuyor

Aile, arkadaş ve yakın çevre desteği hem şiddete maruz kalan hem de şiddeti uygulayan kişi açısından koruyucu bir ortam oluşturmaktadır. Ancak şiddeti uygulayan kişinin kadına yönelik bu tarz davranışları benimseyen bir sosyal çevreye mensup olması elbette ki bir risk faktörüdür.
Psikolog Merve Büyükkucak
Uzman Klinik
Toplumlar koruyucu olmaktan ziyade şiddeti cesaretlendirici bir ortam hazırlar. Özellikle, kadın ve erkek arasındaki eşitsizliğin yaygın olduğu, erkeğin kadından üstün görüldüğü, kadın ve erkek rollerinin katı çizgilerle birbirinden ayrıldığı topluluklarda.
Bu bağlamda erkeğin kadından üstün bir varlık olarak görülmesinin ve erkeğin eşini dövüyor olmasının geleneksel normlar tarafından normalize edilmesinin ve bu normların kadınlar tarafından da benimsenmesinin şiddeti teşvik eden önemli risk faktörleri olduğu açıktır. Özetle, kadına yönelik şiddeti ortaya çıkaran etkenlerin yalnızca aile kaynaklı olmadığını, erkek kadın ayrımcılığını meşru kılan toplumsal, ekonomik, politik, hukuksal ve eğitimsel yapıların da etkili olduğunu söylemek mümkündür.
Birçok çalışma erkeklerin çocukluk yıllarından itibaren cinsiyetler arası rollere göre değişiklik gösteren sosyalleşme süreçlerinde, kadınlara karşı erkekliklerini kanıtlamalarına yönelik bazı rolleri içselleştirdiklerini ve bu amaca yönelik davrandıklarını belirtmektedir. Türkiye’de şiddeti meşrulaştıran bir diğer toplumsal kavram ise ne yazık ki namus kavramıdır. Toplumun kabul gördüğü ahlaki kurallar ve acımasız törelere dayandırılarak uygulanan şiddet sonucu birçok kadın ne yazık ki namus cinayetine kurban gitmektedir.
Şiddete Maruz Kalan Kadın Ne Yaşar?
Şiddetin kadın üzerindeki elbette ki en vahim ve en geri döndürülemeyecek sonucu maalesef ölümdür. Son yıllarda yaşanan kadın cinayetleri de bize bu tablonun ne kadar vahim olduğunu göstermektedir. Ölümle sonuçlanmasa da birçok kadının çeşitli fiziksel hasarlar görmesi, kronik rahatsızlıklar, fiziksel sağlık sorunları geliştirmesi sıklıkla karşılaşılan durumlardır. Örneğin fiziksel şiddet kırıklara, beyin zedelenmelerine, yaralanmalara sebep olurken, şiddete maruz kalan kadınlar arasında yaşanan strese bağlı olarak yoğun baş ve sırt ağrıları ile mide ve bağırsak sorunları görülmektedir.
Psikolojik açıdan bakıldığında ise kadında oluşan hasarı anlatmaya kelimeler dahi yetersiz kalabilir. Şiddetin kadın üzerindeki psikolojik etkileri şiddetin tipi, süresi, ciddiyeti, şiddetin gerçekleştiği sıradaki yaşam döngüsü, kişinin sahip olduğu başa çıkma mekanizmaları ve sosyal desteğine göre değişiklik gösterir. Özellikle uzun süreli şiddet durumlarında güven duygusunda sarsılmalar, çaresizlik, umutsuzluk hisleri, kendini suçlama ve özsaygıda düşüş sıklıkla gözlemlenir. Klinik anlamda ise şiddete maruz kalan kadınların depresyon, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu ve psikosomatik hastalıklar gibi birçok ruhsal problemle karşılaşma olasılıklarının şiddet öyküsü bulunmayan kadınlara oranla anlamlı derecede fazla olduğu ortaya konmaktadır. İntihar riski ve alkol/madde kötüye kullanımı da ağırlıklı yaşanan ruhsal sorunlar arasında sayılabilir. Daha da önemlisi bu sonuçların sadece fiziksel şiddete değil aynı zamanda psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalma durumlarında da geçerli olmasıdır. Tüm bu bulgular, şiddetin psikolojik olarak neredeyse kalıcı hasarlar bıraktığını göstermektedir.
Kadına yönelik şiddeti önleyebilmek öncelikle onun toplumsal bir olgu olduğunu kabul etmeyi gerektirmektedir. Kadına karşı şiddet bir insan hakları ihlali ve bir suç, bu konuda bir şey yapmamak ise daha da büyük bir suçtur. Kadınların herkes gibi normal ve sağlıklı yaşam hakkına sahip olabilmesi için birey, toplum ve devlet olarak bu eylemi bir suç olarak görmeli, bu suça teşebbüs edenlerin cezalandırılması ve kadınların güvenlik içinde yaşamaları amacıyla her türlü desteğin verilmesi için çalışılmalıdır.









