google.com, pub-2571312230047356, DIRECT,f08c47fec0942fa0

Gözyaşındaki Şifa

Gözyaşındaki Şifa

Kişinin duygusal dengeleyicisidir gözyaşlarıdır. İçimizde biriken mutluluk, öfke, kıskançlık, ayrılık acısı patlama noktasına geldiğinde gözyaşlarımız devre girer, gözümüzden akıp giden her damlada da dinginleştiğimizi hissederiz. 

Bilge Merve Savaşan

Gözyaşları kalp, göz, tansiyon, stres ve daha birçok şeye şifa olduğunu biliyor musunuz?Kızılderili bir atasözü ‘’Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir” Vücudun duygusal ya da fiziksel durumuna göre zehirli olabilecek hormonlardan kurtulması için ağlarız veya ağlama ihtiyacı duyarız. Ağlamanın aynı zamanda aşırı uçlarda yaşanan hisleri yatıştırmak için hormon seviyesini düzenlemek gibi de bir fonksiyonu vardır.

 “Ağlamaktan korkma!
Ağlamamıza yol açan temel faktör, duygu yoğunluğudur. Bazen ’mutluluk’ bazen ‘üzüntü’ bazen ’hüzün’ bazen ‘korku’ gözyaşları yanaklarımızdan süzülür. Kimi zaman ise pişmanlık duygusu bizi o kadar sarar ki ’pişmanlık gözyaşları’ kendini gösteriyor.
Zaman açısından baktığımızda, bebekliğimizde ve çocukluğumuzda daha çok ağladığımızı söyleyebiliriz. Ergenlikten sonra azalan ağlama, yaşlılıkla birlikte yeniden artmaya başlıyor.

Peki, en çok hangi duygu yoğunluğunda daha çok gözyaşı döküyoruz? Sevinç gözyaşlarımız mı daha fazla yoksa acı gözyaşlarımız mı?
%49’luk oranla daha çok ’hüzün gözyaşları’ döküyoruz. Bunu %29’luk oranla ’mutluluk gözyaşları’ takip ediyor. En son sırada ise %4 ile ’korku gözyaşları’ yer alıyor.

“Gözler yaşarmadıkça gönüle gökkuşağı olmaz.” John Vance Cheney

Gözyaşlarımızın Çeşitleri:
Farklı gözyaşı çeşitleri vardır. Hepimiz duman, soğan, sis ve polenler gibi çevresel faktörler nedeniyle tepkisel gözyaşları dökmüşüzdür. Eğer dökmeseydik, gözümüz kuru ve aşırı hassas olacaktı. Bu tür gözyaşları refleks olarak oluşur ve gözümüzü oluşabilecek herhangi bir dışsal tehlikeye karşı korumaya yarar.

Duygusal gözyaşlarımızın da vücudun kendi içinde oluşan bazı toksinlere karşı korumasına yaraması ise şaşırtıcı değildir. Soğan gibi dışsal faktörlere tepkisel olarak oluşan gözyaşlarının biyokimyasal bileşimi, duygusal gözyaşlarınınkinden farklıdır.

Duygusal bir deneyimden sonra ağladığımızda, gözyaşlarımızda biriken ve stresin neden olduğu proteinler çok daha yoğundurlar.

Temel Gözyaşları: Bu gözyaşı ağırlıklı olarak su ve tuzdan oluşuyor, göz yüzeyimizin kaygan kalmasını sağlıyor. Günlük ortalama 150-300 gram kadar salgılanıyor. Ve bir süre sonra burun boşluğuna salınıyor.

Refleks Gözyaşları: Ani durumlarda gözü korumak amacıyla salgılanan gözyaşlarıdır. Soğan doğrarken ya da gözümüze toz kaçtığında gözlerimizin yaşarması sonucu ortaya çıkan gözyaşlarıdır. Refleks gözyaşları salgılandığında biz bu durumu ağlamak olarak adlandırmıyoruz, daha çok gözlerim yaşardı ibaresini kullanıyoruz.

Duygusal Gözyaşları: Yoğun bir duygu sonucunda dökülen gözyaşıdır ki bu gözyaşının dökülmesini ağlamak olarak nitelendiriyoruz. Duygusal gözyaşları diğer gözyaşlarından %25 daha fazla protein içeriyor. Ve tansiyonu düşürüp toksinlerin dışarı atılmasını sağlıyor. Vücudun iyileşmesine yardımcı oluyor. Zararlı bakterilerin temizlenmesi yine bu gözyaşları sayesinde oluyor. Duygusal gözyaşı kişiyi depresyondan uzak tutuyor. Yani ağladığımızda sadece ağlamış olmuyoruz; bir yandan rahatlarken, diğer yandan kendimizi depresyondan uzak tutuyoruz. Ağlama sonrasında kendimizi rahatlamış hissetmemiz bu tezi destekliyor.

Patolojik Gözyaşları: Son yıllarda literatürde bir ağlama çeşidi daha dikkat çekiyor, patolojik ağlama. Özellikle bazı psikolojik sorunlara maruz kalan hastalarda o anki durumla ilgisi olmayan uygunsuz ağlamalar görülüyor. Mesela hastaya yemek yedirirken, hastanın yatak örtüsü toplanırken hastanın da kontrolü dışında gerçekleşen ağlamalar patolojik ağlama olarak nitelendiriliyor. Yani etki eden faktörle gözyaşı arasında doğrudan bir bağlantı bulunmuyor. Ve en önemlisi de bu ağlamanın hastanın isteği dışında gerçekleşmesi. Hasta da neden ağladığını bilmiyor. Özellikle Parkinson ve Alzheimer hastalarında patolojik ağlama görülebiliyor.

“Gözyaşı ruh için yaz yağmurlarından farksızdır.” Alfred Austin

Kalbe yararlı: Özellikle üzüldüğünüz zaman ağlamak, kalbi daha az yoruyor. Çünkü, gözyaşı dökmek ile üzüntülüyken sıkışan kalp damarları açılıyor.
Daha iyi uyku: Kederli olduğu günlerde gözyaşı döken insanlar, diğerlerine göre, rahatlayarak daha iyi uyku çekiyor.
Güven duygusu: Kişinin güven duygusunu artırıyor. Çünkü gözyaşı döktüğü anda herkesin ona olan ilgisi, ona özgüvenini ve sevildiğini hatırlatıyor.
Gözlere yarar: Gözyaşındaki bir madde, eğer hiç akmazsa göz kuruluğu rahatsızlığına neden oluyor. Ara sıra ağlayan kişi, böylece bu hastalığa yakalanmaktan kurtuluyor.
Tansiyona yararlı: Sıkıntılı veya sevinçli olduğunda tansiyonu düşen ya da çıkan kişi, ağladığında tansiyonu normale dönüyor.
Yeme alışkanlığı: Sıkıntılı günlerinde iştahı açılan ve kendini yemeğe vuran kişiler, ağlarsa daha az yiyerek formlarını koruyor.
Stres düşmanı: Ağlayarak, birçok hastalığın baş düşmanı olan stresle başa çıkabilirsiniz. Çünkü bu duygu, şaşırtıcı olsa da, mutluluk hormonlarınızı harekete geçiriyor.

Peki Kadınlar Neden Daha Sulu Gözlü?
Yapılan araştırmalar ergenlik dönemine kadar erkeklerle kızların aynı oranda ağladığını gösteriyor. Bu dönemden sonra ortalama olarak kadınlar erkeklerden dört kat daha fazla ağlıyor.
Kadınlar yılda ortalama 64 defa ağlarken erkekler 17 defa ağlıyor. Yaşları 18-75 arasında olan 331 katılımcıdan 30 gün boyunca gözyaşı günlüğü tutmaları isteniyor. Araştırma sonucunda kadınların erkeklerden 4 defa fazla ağladığı görülüyor. Bunun sebebi kadınlardaki hormonal denge.
Bunun yanında kültürel faktörler de erkeklerin ağlamasına engel oluyor. “Erkek adam ağlamaz”, “Ağlamak zayıflık göstergesidir” gibi inançlar erkeklerin duygularını bastırmalarına neden oluyor.

Peki, Ağlayamayanlar Ne Olacak?
Sağlıklı yaşamak için her şeyden önce ruh sağlığınızı düzene sokmalısınız. Duyguları bastırmak, ilerde büyük sorunlarla karşılaşmanıza neden olacaktır. Bu nedenle içinizden geldiğinde kimseden çekinmeden ağlayın. Eğer ağlayamıyorsak farkında olduğumuz (bilinçli) ya da farkında olmadığımız (bilinçdışı) ağlamamızı bloke eden nedenleri bulup onları ortadan kaldırmamız gerekiyor. Gerekirse bu noktada bir psikologdan profesyonel bir yardım almayı bile tercih edebiliriz.

Özetle, her ne kadar günümüzde ağlamak zayıflık göstergesi olarak görülse ve gösterilse de gözyaşı dökmekten çekinmememiz gerekiyor. Çünkü ağlamak ruhumuzda biriken kirleri atıp hafiflememizi sağlıyor.

“İnsan gerçekten ağlamadığı müddetçe bir ruha sahip mi değil mi bilinmez.” M.De Unamuno

Tedbir olsun diye de söylemek gerek: Uzun süreli ve tekrarlanan ağlama hali, ciddi depresyon nedeniyle doktorun reçeteli olarak verdiği antidepresan ilaçların beyindeki kimyasal yapıyı değiştirmesiyle alakalı olabilir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.